Türklerin Gizli Anayasası: Töre

12/01/2009

Düğün edene yardım!

Filed under: Düğün — Arslan @ 16:44
 
Bölgedeki düğünlerde vatandaşlar 3 gün 3 gece boyunca sürekli özel müzik grupları ve mahalli sanatçılar eşliğinde halaylar çekiyorlar. Aşiret düğünlerinde düğüne katılan bayanlar bölgeye ait olan yöresel kıyafatleri giyerek düğüne katılıyorlar. Önceki yıllarda aşiret düğünlerinde sürekli havaya silahlarla ateş açılırken, bu gelenek yerini havai fişeklere bıraktı.


17/06/2008 – 10:19

 

 Kaymakam vatandaşla halay çekti

Başkale Kaymakamı Ali Aslantaş, bir aşiret düğününe konuk olarak yöresel kıyafetli vatandaşlarla birlikte halay çekti. İlçe halkı bu duruma sevinerek kaymakamların halkın içine girerek sıkıntıları daha iyi anlayabileceklerini belirttiler.
Bu hafta bir aşiret düğününe konuk olan Kaymakam Ali Arslantaş, düğünde yöresel kıyafet giyen bir bayanın elinden tutarak halay çekti. Kaymakamı düğünlerinde gören vatandaşlar ise bu durum karşısında çok mutlu olduklarını, yıllardır bölgedeki olumsuz şartlardan dolayı gelen kaymakamların vatandaşlarla diyaloga girmemesinden ve kendilerinden uzak durmasından dolayı çok üzüldüklerini hatırlattılar.
Bölgedeki düğünlerde vatandaşlar 3 gün 3 gece boyunca sürekli özel müzik grupları ve mahalli sanatçılar eşliğinde halaylar çekiyorlar. Aşiret düğünlerinde düğüne katılan bayanlar bölgeye ait olan yöresel kıyafatleri giyerek düğüne katılıyorlar. Önceki yıllarda aşiret düğünlerinde sürekli havaya silahlarla ateş açılırken, bu gelenek yerini havai fişeklere bıraktı. Bölgenin en büyük aşiret liderlerinden biri olan İskender Ertuş’un verdiği talimatlar ile artık düğünlerde silah yerine havai fişekler atılıyor.
Aşiret düğünlerinin en güzel törelerinden biri olan ve vatandaşlar arasında yardım olarak değerlendirilen takı ve para atma geleneği her yıl olduğu gibi bu yılda devam ediyor.
Düğüne katılan erkekler tarafından atılan paralar en az 40 bin YTL’yi bulurken, bazı düğünlerde daha yüksek meblağlara ulaşabiliyor. Kaymakam Ali Aslantaş’ın katıldığı düğünde de erkeklerin para atmasının ardından kadınlarda geline takı takma yarışına girdi. Düğünde gelinin yakınları ve akrabaları tarafından yaklaşık 3 kilo altın takıldı.

Haber: Cemal AŞAN

SİVAS İMRANLI YÖRESİNDE TÖRELERE GÖRE KÖYDE DÜĞÜN

Filed under: Düğün — Arslan @ 16:17

Yöremiz geçimini daha çok tarımla sağladığından insan gücüne olan ihtiyaç fazladır ve bundan dolayı erken evliliklerin sayısı da çoktur. Köyde genç erkeklerin çoğu 17- 18 yaşlarına geldiğinde askere gitmeden evlenirlerdi. Ancak eskiden töreden mi yoksa saygıdan mı bilinmez kolay kolay hiçbir erkek ya da kız “Ben bunu alırım ötekini almam.” diyemezdi. Kararı yetişkin kız ve erkeklerin aileleri verirdi. Gençleri birbirine münasip görenler birbirleri ile konuşur, anlaşır ve kız evinden bir tarih istenirdi. Erkek tarafı o günden bir gün önce komşularını kahve içmeye toplar ve erkek babası ya da büyüklerden biri ” Komşular, bizim bir hayırlı işimiz vardır, sizleri onun için çağırdık. Falanın kızını Allanın emriyle oğlumuza istemeye gideceğiz.” der. Toplanan komşular kendi aralarında sözünü, sohbetini bilen birini vekil seçerler ve ertesi gün düğün sahibi ile vekil bir kaç kişiyi de yanlarına alarak kız evine giderler. Kız evi başka köydeyse vekil ile oğlanın babası kız evine, diğerleri ise birer ya da ikişer kişi başka komşulara misafir olurlar. Daha sonra ev sahibini de yanlarına alarak beraberce kız evine giderler.
Bu arada kız tarafı da kendi komşu ve akrabalarını çağırmıştır. Çay, kahve içildikten sonra kız tarafının vekili “Ağalar, hoş geldiniz, ama sebebi ziyaretinizi öğrenelim” der. Oğlan tarafı vekili diz çökerek “Ağalar biz hayırlı bir iş için geldik” der ve söze başlar. Oradaki cemaatin hepsi diz çökerek dinlerler. Oğlan tarafının vekili “Allah’ın emri peygamberin kavliyle(örneğin) Mehmet kızı Fatma’yı Hasan oğlu Kemal’e dileğe geldik” der. Kız tarafının vekili ise “Allahtan hayırlısı, Allah yazdıysa bende vekil olarak verdim” der. İki vekil kalkar “Allah iki tarafa da hayırlı etsin, mesut olsunlar”, der ve önce birbirleriyle daha sonra da orda ki cemaatle tek tek görüşür, omuz öperler. Tatlılar yenildikten sonra başlık, çeyiz ve düğün gününü konuşmak amacıyla bir tarih belirlenir.
O gün erkek tarafı biraz daha kalabalık gider kız tarafına. Eskiden başlık parası alındığından erkek tarafından başlık parası, örneğin 100 milyon istenirdi. Giden düğüncüler davacı olur ve ” Bize ne bağışlıyorsun” derlerdi. Kız tarafının vekili “Haydi yirmi milyonu size bağışladım, kaldı seksen milyon.” derdi. Kız tarafı düğüncüleri de aynı şekilde “onlara var bizlere yok mu” derlerdi. Yine kız tarafının vekili haydi on beş milyon da sizlere bağışladım der. Kaldı altmış beş milyon.Ve artık kalkar görüşürler. Yemekler yenirken sofrada kalkmazlar. Sofraya bağış isterler. Sofraya da bir az bağışlanır. Kalan para ise kız vekiline verilir ve vekil sonra kız babasına verir. Ve kızın annesine süt hakkı derler onun değeri biçilmez. Ne verirlerse. Altın da olabilir parada olabilir. Annesi isterse alır istemezse almaz geri kızına verir. Ve artık gün belli olmuştur. İnsanlar gider düğün hazırlıktan başlar.Düğün gününe iki üç gün kala yine oğlan tarafı konu komşuyu düğün kahvesine davet eder. Ve kahveler içilip “tekrar hayırlı olsun” denir, düğün hakkında konuşulur. Düğün vekili o toplumdan seçilir. Düğün günü davul zurnalar çalınır, oyunlar oynanır, yemekler yenilir, içilir. Eğer istenirse kız tarafına gidilmeden bir gün önce (gidecek kalabalığa bağlı olmak suretiyle) iki aşçı ve yemeklik bir şeyler götürülür ve kız tarafında hazırlanır. Düğün kalabalığı gidince önce o yemek yenir. Buna da Kürtçe “dermal” denir. Bir yandan da dini nikâh için yani Allahın emrini yerine getirmek için sade bir şerbet hazırlanır. Ortaya bir masa konur, yere de bir halı ya da kilim serilir. Şerbet masanın üstüne konur ve üzeri kullanılmamış bir bez ya da havlu ile örtülür. Hoca, halı serilince kullanılmamış bir süpürge ile bismillah çekip salâvat getirerek o halının ya da kilimin üstünü üç defa süpürür. Ve kıbleye dönerek duayı okumaya başlamak için cemaatten bir kız vekili ve bir de damat vekili seçilir. Dua okunur ve hoca önce üç defa kızın vekiline sorar: “Allahın emriyle peygamberin kavliyle hazır cemaatin şahadetiyle vekil olduğun hesabiyle Mehmet kızı Fatma’yı Hasan oğlu Kemal’e vere vere verdin mi?” Vekil ise iki defa “Allahtan hayırlısı”. Der ve üçüncü defa da “Allah’ın emriyle peygamberin kavliyle bekare vekil olduğum hesabiyle vere vere verdim” der. Hoca tekrar üç kere okur ve oğlan tarafının vekiline sorar. “Allah’ın emriyle peygamberin kavliyle vekil olduğun hesabiyle Mehmet’in kızı Fatma’yı Hasan’ın oğlu Kemal’e ala ala aldın mı?” der. Vekil ise iki defa “Aldım kabul ettim”, üçüncüde de “Aldım kabul ettim sahibine iade ettim” der. Ve iki vekil kalkar birbirleriyle görüşür. Hayırlı olsun denir ve alkışlanır. Herkes yerine oturur. Sıra şerbete gelir. Şerbet annesi babası sağ olan biri tarafından hazırlanır. Şerbetçi ”şerbet açılmaz” der ve bahşiş ister. Bahşişini aldıktan sonra şerbeti açar, önce bir şişe gelin ve damada verilmek üzere alınır ve daha sonra bardaklar doldurulur. Önce iki vekile verilir. Vekiller dolu bardaklarını kendi aralarında değiştirerek içerler. Kalan şerbet cemaate dağılır. Şerbet biter herkes eğlenmeye oynamaya devam eder.
Sıra kınanın yakılmasına gelir. Nasıl ki damadın (zava) musaybı varsa gelininde yengesi (berbu) vardır. Yengeler kınayı hazırlar. Bazı zaman gelinle damadın kınasını aynı yerde yakarlar. Bazen de herkesin kınası kendi evinde yakılır. Kına yemekleri yapılır. Gelin süslenir, ortaya bir halı ya da kilim serilir üstüne bir halı yastık konur. Gelin o yastığa oturtulur. Davul zurna ile kına havasını çalınır. Bir tasa kına bir tasa da çerez konur. Tasların üzeri süslü tülbentlerle örtülür ve üzerine yerleştirilen mumlar yakılır. Üç erkek üç kız kınayı çevirmek için seçilir. Baştakinin bir eline kına tasını diğer eline çerez tasını verilir ve oynamaya yani kınayı çevirmeye başlarlar. Başladığı noktaya gelince sağ taraftan oynayarak üç defa sağdan sola doğru kendi etrafında dönerek omzunun üstünde kına ve çerez taslarını arkasındaki arkadaşına verir. Öylece oyun devam eder. Üç defa aynı şekilde dönülür. Ve kına yengelere teslim edilir. Oyuncular bir oyun daha oynayarak, alkışlarla koşarak oyun alanını terk ederler. Ancak gelinin kardeşi gelinin yanına gelir ve kına yakılmasına izin vermez ve bahşiş ister. Düğün vekili ya da yengelerden bahşişini alır ve aldığı bahşişin üstüne biraz da ilave ederek sonradan geline verir. Yengeler ve orada bulunan genç kızlar, kadınlar manilerle türkülerle kınayı yakarlar. Kınada gençler damadı konuşturmak için gıdıklayıp iğne ile dürterler, güldürmeye çalışırlar. Kına gelinin veya damadın ellerinin içine ve ayak parmaklarına yakılır ve önceden hazırlanmış ipekli bezden eldivenler takılır. Bir süre bekletilir.
Gelin çıkarma zamanı geldiğinde gelinin bineceği at süslenir. Gelin bindirme havası çalınır. Gelin anne babası ile görüştürülerek ata bindirilir. Gelinin başı bağlanır ve fesin üstüne ipekli bir kırmızı tülbent atılır. Yengelerin atlan da süslenir. Çoğunlukla iki yenge olur; yengenin biri gelinin önünde, diğeri arkasında düğün alayı devam eder. Damadın evine gelindiğinde at kapının önünde durdurulur. Atın dizginini tutan, o işle görevlendirilmiş kişiye gelinin takmış olduğu nakışlı eldivenler hediye edilir. Damat ve sağdıç dama çıkarlar. Sol elleriyle bir beyaz mendil ile ağızlarını kapatırlar. Bu arada sağ ellerindeki bir elmayı iki defa sallar, geri çeker ve üçüncüde de gelinin başına atarak önceden planlanmış bir eve kaçıp, saklanırlar. Gelin atın üstündeyken erkek çocuk doğursun diye kucağına küçük bir erkek bebek verilir. Gelin attan inmez, kayın babadan bahşiş ister. Kayın baba da ona bir şeyler vaat eder ve gelin attan iner. Evin eşiğini üç defa öpüp niyaz ederek içeri girer.
Damatla sağdıcı almak için düğün vekili ve yengeler davul zurna ile onların saklandıkları eve giderler.
Kapı kitlidir, açılmaz ve bahşiş ile rakı istenir. Sonrasında hep beraber eve gelirler. Bu seferde damat gelinin yüzündeki peçeyi açmak için geline bahşiş vermek zorundadır (yüz görümlüğü). Ve damat bir altın ya da bilezik takar, gelinin yüzünü açar.
Damat da anne babasının elini öper ve gelinin yanına oturur. Akşam gerdeğe girerler.
Sabahleyin yengeler ye kaynana çarşafa bahşiş atarak tebrik ederler. Daha sonra kadınlar çağrılır, tatlılar yenir ve gelinin duvağı açılır. Başı bağlanarak dualar edilir. Herkes dağılır. Böylece düğün bitmiş olur. Birkaç gün sonra gelinle damat el öpmeye babasına annesine giderler. Bir iki ay sonra gelinin başında bir ipekli pusu ya da örtü bulunur. Ona yörede Kürtçe “çit” denir. Gelinin annesi gelir kızına bir altın takar o çiti başından çıkartır. Gelirken ev halkına ve yakınlarına ufak tefek hediyeler getirir. Birde heybesi vardır. Heybe omuza alınan, halı ya da kilimden yapılmış iki gözlü bir çantadır. Akşam gelinin evinde yakınları toplanır ve bir masa konulur. Heybe masada açılır. Kime ne hediye getirilmişse orda söylenir ve hediyesi verilir. Komşulara et(kebap) , helva, çerez, elma ve hata bazı yakınlarına gömlek, etek, elbise gibi hediyelerde getirilir. Komşu ve akrabalar o gelen misafiri evlerine davet ederler. Gideceği zaman da komşu, akraba tekrar toplanır masa kurulur, yemekler yenir ve herkes ona hediyesini verir. Tören gibi kalabalıkla yolcu edilir. Kızını, damadını davet ederek eve götürür. Gelin ve damat bir iki gün orada kaldıktan sonra tekrar evlerine. Dönüşte tabi ki yine hediyelerle getirirler. Ve artık hayat böylece devam eder.
Not: Uzun yıllardan beri süre gelen, artık unutulmaya başlayan bu güzel adet ve törelerimizin, kültürümüzün yok olmaması ve unutulmaması, bu kültürün devam etmesi ve gelecek neslin, gençliğin adet, törelerimizi bilmeleri ve öğrenmeleri bakımından eksiği fazlasıyla, hatalarıyla bu bilgileri sunmayı bir halk ozanı olarak kendime bir borç bilerek yayınlamayı uygun buldum. Bu kültüre bir zerrede olsa katkıda bulunabildiysem ne mutlu bana…

KOÇGİRİ İMRANLI YÖRESİNDE SÜNNET DÜĞÜNÜ VE KİRVELİK TÖRESİ

Kirvelik Hz. Peygamber’in, torunları İmam Hasan ve îmam Hüseyin’i sünnet ettirirken başlamış ve sonrasında da kirveliğe büyük bir önem verilmiştir. Kirveliğe imam kanı girer ve buna “ikrar” denir ve ikrar ilk Muhammed Ali’den kalmıştır.
Koçgiri İmranlı yöresinde kirvelik çok değer verilen, çok saygı duyulan bir bağlılık töresidir (İki ailenin birbirine ikrar vermesidir) ve alevi kültüründe önemli bir yeri vardır. Bu nedenle kirve (kiriv) kavramını biraz daha açmak istiyorum. Kirvelik birbirini iyi tanıyan, seven, sayan, değer veren iki kişinin birbirlerine bağlılıklarının ve dostluklarının sürdürülmesi için verdikleri bir sözdür.
Kirve olmak isteyen kişi diğerine “Seninle dostluğumuzun devamı için ikimizin arasında bir ikrar kurmak istiyorum. Benim oğluma ya da çocuklarıma kirve olur musun?”der. İkrar demek Allah’ın huzurunda birbirilerine söz vermeleri demektir. O da eğer söyleyen kişiyi gerçekten sevip sayıyor, değer veriyorsa o kişi ile kirveliği kabul eder. O iki kişi (iki aile ) kendi aralarında kirvelik kurarlar, ikrar olurlar.
Bazen birbirlerine değer veren insanlar, çocukları daha doğmadan bile “Cenabı Allah bana bir erkek evlat bağışlarsa (verirse ) kirvesi sen olacaksın” ya da “Senin oğlun olursa kirvesi benim” derler. Bu olaydan sonra eğer çocuk erkek olursa, hediye alınır ve kirve görmeye gidilir. Kirvelik nişanı takılır.
İmranlı yöresinde, kirveliğe, ikrara çok önem verilir. Kiriv demek, dost demek, can yoldaşı demek, birbirine güvenmek, yardım etmek demektir. Aralarında kirvelik olan iki aile ve ailelerin çok yakın akrabaları bile birbirlerine kirve diyerek o ikrarı devam ettirirler. Birbirleriyle kavga etmez, kötü konuşmaz ve o iki aile ile yakınları birbirlerine kız alıp vermezler. Birbirlerini bayramlarda, özel günlerde mümkün mertebe ziyaret ederler.
Tabi ikrar bilenler içindir. “İkrarını bilmeyen Allah’ını da bilmez” derler. Yalnız ikrar bilmeyen ikrarsızlar da vardır. Ne acıdır ki Koçgiri bölgesinin yetiştirdiği ender insanlardan büyük şair Alişir ve eşi Zarife Hatun, Dersimli kirvesi Rayber Gop adlı hain bir kişi tarafından öldürülmüştür. Birilerinden menfaat temin etmek için Alişir’in başını kesecek kadar gözü dönmüş bu hain kirvelik gibi kutsal bir kavramı da ayaklar altına almıştır.
Birbirlerini kirve tutan kişiler oğlan çocuklarını genelde en az altı aylıktan sekiz yaşına kadar sünnet ettirirler.

SÜNNET DÜĞÜNÜNÜN BAŞLAMASI

Sünnet düğününü yapan taraf çocuğunu ya da çocuklarını sünnet ettireceği tarihi belirler ancak düğün tarihini söylemeden önce kirvesine gider ve ona danışır. ” Kirve, sen de eğer müsaitsen ben şu tarihte sünnet düğünü yapmak isterim; değilsen beraber bir tarih belirleyelim” der ve konuşur anlaşırlar.
O tarihte düğün hazırlıkları başlar. Düğünden bir gün önce sünnet olacak çocuk ya da çocuklardan birinin heybesi ya da çantası hazırlanır. Sözünü sohbetini bilen, aklıselim biri de çocukla birlikte kirveyi davet etmeye gönderilir. Heybe iki gözlü, omuza ya da atın terkisine atılan, halı ya da kilimden örülmüş bir çantadır. Heybeye meyve, kuruyemiş eğer düğün içkili ise bir şişe de rakı konur. Bu da düğünün içkili olduğunun işaretidir. Kirveyi davete gidenlere kirvenin komşu ve akrabaları hoş geldine gelirler. Ve götürülen çerez ve meyveler gelenlere dağıtılır, ikram edilir. Çocuk ve yanında giden kişi o gece misafir edilirler. Kirve kaç çocuğun kirvesi ise, yani kaç çocuk sünnet olacaksa onların sünnet elbiselerini ve çocukların aile fertlerinin her birine ufak tefek hediyelikler alır. Bu hediyelere “xelat” denir. Aynı zamanda kirve davar keser, bunu çevirip kebap yapar, helva yaptırır, yemiş ve meyve alır. Düğün içkili ise rakı alır. Sonra heybesini hazırlar ve yanma birde yardımcı alarak yola koyulur. Ancak bunu öncesinde yardımcısına heybedeki hediyelerin kimlere ait olduğunu söyler. Çünkü orada masa kurulduğunda yardımcı, hediyeleri sahiplerine takdim edecektir. Ayrıca çocukla gelene de hediyesini verecektir.
Kirve gelmeden düğün kurulur. Kirve gelince düğüne gelen kalabalık dışarıda sıraya girerek davul zurna eşliğinde kirveye hoş geldin ederler. Kirvede selam vererek o insanların hepsinin ellerini sıkarak içeri geçer, oturur, çayını kahvesini içer. Bazen kirve geldikten sonraki ikinci ya da üçüncü günde sünnet yapılır. Sünnetçiyi kirve bulur getirir ve masrafını kirve verir. Sünnet zamanı giyinmek için kirve kendine beyaz patiskadan önlük diktirir. Ona da “peştamal” denir.
Kirvenin masası kurulur. Herkes kirvenin masasına davet edilir. Masada kirvenin heybesi açılır. Yardımcısı tarafından kime ne hediye gelmişse takdim edilir. Getirilen kebap, yemiş, helva, meyve de herkese verilir. Düğün başlar, çalınır, oynanır, halaylar çekilir, türküler söylenir. Muhabbetler yapılır. Bir de o toplumda uygun görülen, düğünü yöneten, yönlendiren bir düğün vekili seçilir. Sünnet başlayınca sünnet olacak çocuk ya da çocuklar için su ısıtılır. Annesi babası sağ olan bir erkek tarafından çocuklar banyo ettirilir. Yatakları hazırlanır, süslenir, sünnet yapılacak yer hazırlanır. Üstlerine beyaz çarşaf örtülür. Sünnetçi tarafından tepsiye toprak konur. Üstü havluyla örtülür. Duan okunurken insanların arasından dolaştırılır. Tepsiye paralar atılır. Sonunda o paralar sünnetçiye verilir.
Sünnet başlayıp çocuklar kesilinceye kadar Hocanın okuduğunu oradaki cemaat da tekrarlar.
“Halil İbrahim’den kaldı bu adet.
Boynumuza hem farzdır hem sünnet.
Verelim Muhammed’e salâvat ” denir ve çocuklar kesilir. Yatağına yatırılır. Çocuklar kesilene kadar anne içerde çoraplarını çıkartır yalın ayak ayaklarını suyun içinde tutar. Dua eder. Çocuklar kesilince kirvenin kucağına tutulur, o kirvenin taktığı önlüğe kan damlatılır. O sırada kahve yapılır. Halka kahve dağıtılır. Kahveyi içen tepsiye para atar ve o paralar da kahveyi yapana verilir. Sünnet bitince kirveyi o çocukla giden kişi davet eder. Kirve sünnet evinde kalmaz, iki üç saat sonra tekrar sünnet olan çocukları ziyaret eder. Çocuklara birer altın ya da yastıklarının altına para koyar. Artık bir iki gün komşular, yakın akrabalar sırayla kirveyi davet ederler, yedirir, içirirler. Kirvenin gideceği son gün ise çocukların babası davet eder. Kirvenin masasına herkesi çağırır. Yemekler yenir, muhabbetler edilir.
Kirvenin çocuklara aldığı sünnet elbiseleri ve taktığı takıların haricinde yaptığı bütün masraflar hesaplanır. Ortalama bir değer belirlenir. Örneğin “Kirvenin masrafı yüz liradır.” denir. O yüz lira masaya konur. Ayrıca kirveye ve ev halkına, yakınlarına hediyeler gönderilir. Kirvenin hediye getirdiği kimselerde kirveye hediye verirler. Ev sahibi kirve evine gittiğinde gelen komşulara dağıtması için tekrar heybesine rakı, yemiş, meyve koyar. Yarımdaki gelen yardımcıya da hediyesi verilir. Ve kirve yine geldiği gibi kalabalıkla yolcu edilir.
Düğün biter ama ikrar, sevgi, saygı bitmez, ölünceye kadar devam eder. Hata o kişiler ölünce de çocukları aynı ikrarı devam ettirirler. Kirvelik kişiler arasında bir ikrar, bir güven, sevgi, saygı ve dostluktur. Yöremizde kirveliğe çok değer verilir.

MEZAR YAPTIRMA VE MEZAR KALDIRMA MERASİMİ

Koçgiri İmranlı yöresinde cenaze, mezar yaptırma ve mezar kaldırma törenlerine çok önem verilir. Cenazeye gelen insanlar cenaze masraflarını karşılamada cenaze sahiplerine yardımcı olmak amacıyla, maddi yardımda bulunurlar. Bu yardımlar yapılırken cenaze sahiplerinin zengin ya da fakir olması dikkate alınmaz. Yardım yine de yapılır. Toplanan paralar cenazenin defin masrafları, yemeği ve mezarı için harcanır. Şayet cenaze sahiplerinin maddi durumları çok iyi ise, toplanan paralar, onun hayrına bir hayır kurumuna bağışlanır ya da onun adına hayratlar yaptırılır. Cenazenin defninden sonra helva dağıtılır. O günün şartlarına göre bazen aynı gün, bazen de üçüncü gün ölünün ruhu için yemek verilir, kuran okutulur. O yemeğe de can aşı derler. Daha sora yedisinde tekrar kuran okutulur.
Yöremizde nasıl ki bir çocuk doğunca kırkım çıkartılır, ölünün de kırkı çıkartılır. İnancı vardır. Cenazenin defin tarihinden itibaren bir hocaya konuşulur ve ölen kişinin ruhuna kırk yemeği verilip, kırkı çıkana kadar kuran okuması rica edilir. Hoca 39 defa kuran okur ve kırkıncısını da kırk yemeğinin verildiği gün okur. Cenazenin kırkı böylece bitmiş olur. Yakınlar kırk gün yas tutarlar. Her gün ölü evinden başka evlere yemek, su götürülür.

Ali Cevat YÜREKLİ

02/01/2009

BELDEMİZDEN DÜĞÜN ANILARI

Filed under: Düğün — Arslan @ 15:48
       

DÜĞÜN BAŞLIYOR

Kapı hızlı hızlı çalıyordu.adımı yüksek sesle seslenen yiğit başı idi

Kim o diye seslendim

Selamün aleyküm

Ve aleyküm selam

Hayrola akşamın bu saatinde dedim

Hayır hayır bizim şerle bi işimiz olmaz dedi.

15 gün sonra Mehmet’in düğünü varmış akşam şekeri getirdiler bende seninle ibrahime uğradım gidinde davul bulun dedi .hayırlı uğurlu olsun tamam biz gider davulcumuzu tutarız .

ertesi gün ibrahime seslenip haydi mehmetin düğünü varmış davulcu bulacakmışız dedim.tamam şimdi biraz vakit geçsin adamlar belki tarladadır.akşama doğru gidelim senin moturla gidelim köy uzak dedi.

    Akşam olunca traktöre binip gittik  birkaç kez gittiğimiz için davulcunun evini bildiğimizden doğruca evinin önüne vardık kapıyı çalıp seslenince bizleri seslerimizden tanıyan Osman ağabey buyurun buyurun dedi içeri girip hoş beşten sonra asıl maksatımızın  düğünümüzün olduğunu usulüne uygun anlattık  alacakları parayı pazarlık yaparak kendi işimiz gibi uğraştık zira bize emanetti bizde emanete uygun davranıp davulcuya kaporayı verip ayrılacaktık karşılığında davulu alacaktım davulcu adetimizi töremizi bildiği için kendine göre serzenişlerini aktardı.özellikle şikayetlerinin birazı bana idi çünkü gençliğinde verdiği hazla halaya tuttuğum zaman 20 tane halay çekmeyince bırakmazdım.başka eğlence olmayınca bizde halayla vakit geçiriyorduk

       Onların olacağını hatta bu düğünün daha fazla efor sarfetmek gerektiğini anlatıp oradan ayrıldık.

       Kız evinde hazırlıklar çoktan başlamıştır bir haftadır gelin hanımı akrabaları yakın çevresi davet etmeye başlamıştır.Perşembe günü kız evi geline kına vururlar.ertesi gün gelini köyün genç kızları hama götürürler.

Perşembe günü düğün sahibi ekmek yapacaktır adettende damada yufka yazdırılacaktır.damadı çağırırlar, öğleden sonra damadın önüne ekmek tahtasını oklavayı  önceden yoğrulmuş hamuru verip açmalarını isterler damat biraz uğraşır bakar ki yufkayı açamayacak bahşişini verip oradan ayrılır.

Düğün başlaman önce düğün sahibi davul odası değimiz yeri gençlere ait olacak yeri mübarek odası dediğimiz odayı orta yaşlıların ve hane halkının büyüklerinin hayırlı olsun diye gidecekjleri oda hazır hale getirilir.oralarla ilgilenilecek adamlara iş paylaşımı yapılır.

    Beklenen gün gelmiş günlerden Cuma idi Cuma namazından sonra düğün başlayacaktı bazen Salı günü öğleden sonrada başlayabilirdi düğün sahibinin zamanı ayarlaması lazımdı bazende aynı tarihe rastlayan düğün olursa köyün delikanlılarına sorarlar ya beraber olması için yada başka bir tarihe alınırdı düğün özellikle delikanlılarla olduğu için düğün sahibi olabildiğince esnek davranırdı.

    Cuma namazından sonra  yiğitbaşı düğün boyunca kahvecilik yapacak kişi davulcular düğün evinde öğle yemeği yedikten sonra artık davul ve zurna delikanlıların emrindedir usulüne uygun olarak yapılacak adetlerle beraber iki günlük zamanı icra etmek için hareket başlamıştır. Davul ve zurna eşliğinde çalarak köyün etrafında dolanırlar bu hem davulun gençleri toplaması hem de düğünün olduğunu köy halkına duyurulması işi içindir.

 Biraz sonra gençler toplanır hem halay çekip eğlenmeye başlarlar hem de düğün evine bayrak asma vaktidir. Köyün biraz yükseğine harman yerine davul çıkar başlar çalmaya zurnanın deliklerinden üfürülen soluğun geçtiği perdeleri ustalıkla oynatan zurnacının maharetine kalmıştır artık. Yukarılarda çalan o ses aşağılara gölgede oturanlar tarlası yakın olup orada çalışanlar o müziğin nağmelerinin sihirli dansına şahit olurlar genç olanların kanları kaynamaya çoktan başlamıştır çift sürenler hızlandırmaya başlamıştır. Cümbüşün içinde olmak daha farklıdır.

Son Güncelleme ( Cuma, 09 Şubat 2007 )

DÜĞÜN

Filed under: Aile,Düğün,Evlilik — Arslan @ 09:13

Genç kızlar ve delikanlılar evlilik çağlarına geldiklerinde; Bu düşüncelerini Annelerine açarlar. Anne, babayla görüştükten sonra, uygun kararı vermeye çalışırlar. Genelde annenin eve getirilecek gelin hakkında ön bilgisi olur.

Kırıkkale’de evlenecek genç kızın ve ya oğlanın özel bir davranışı dikkati çekmez. Ancak, gencin davranışları, psikolojik özellikleri bu isteğin sezilmesini sağlar. Sitem ve istek dolu manilerde görüldüğü olur.

Hey hızara hızara
 Dalda kiraz kızara
        Ana benim çağım geldi
   Durma bana kız ara

Veya

     Ak saman sarı saman
     Aman dostlarım aman
Eller düğün ediyor
     Bizim düğün ne zaman

Beğenilen ve istenilen genç kız için özel hazırlıklar yapıldıktan sonra “Görücü” gidilir. Bu ilk gidişte tanıma ve misafirlik ön plandadır. Töremize göre görücü gelinen aile ağırlanır, ikramda bulunulur. Ikinci gidişte konuyu açarlar belli etmeye çalışırlar. Bu görüşmelerde kız ailesi tarafından “Allah yazdıysa olur” görüşü belirtilir. Bu temenninin altında olabilirlik sezgisi yatar. Daha sonra delikanlının ailesi, akraba ve dost çevresi, kız evine dünürcü gider. Ailenin ileri gelenlerinden biri;  “Allahın Emri Peygamberin Kavlince kızı oğluna ister.” Buna söz kesme denir.

Kız ailesinin kabul etmesiyle, kızın başına “yağlık bağlanır ” Tatlı ve şerbet ikram edilir. Daha sonraki günlerde altın, takı ve nişan giyeceği ile ilgili alış veriş yapılır. “Nişanlı” kalma süresi içerisinde kız ve oğlan birbirlerini daha yakından tanıma imkanı bulur.

Kırıkkale il merkezinde ve köylerde düğünler genelde Cuma günü başlar. “BayrakYemeği” diye adlandırılan yemeği yerler. Daha sonra uzun bir sırığa takılmış. Türk Bayrağı üzerinde ayna ve elma olduğu halde Erkek evinin çatısına veya balkona dikilir. Bu işlemler dua eşliğinde yapılır.

 “Bayrak kaldırma” düğün başlangıcı olduğundan, halkımızca kutsal sayılır. Anadolu’da geçerli olan “Yas Alma” töreni Kırıkkale’de de uygulanır. Köyde veya mahallede düğünün başlayacağı sırada cenazesi olan aileden izin alınır. Davul ve zurna ondan sonra çalmaya başlar.

Şehir merkezinde dostlara davetiye verilirken, akrabalara “okuntu” dağıtılmaktadır. Köylerde bastırılmış davetiyeden ziyade “okuntu”dağıtılır. Düğünden bir hafta önce kız evinde “Çeyiz Eşyası Sergisi” açılır. Kızın yaptığı el emeği,göz nuru eserler hafta boyunca sergilenir. Konu komşu, akraba eş ve dostların getirdiği hediyeler de yine bu sergide sergilenir.

 Cuma günü bayrak kaldırıldıktan sonra genelde düğün evine akrabalar gelir. Bunlar gelirken, hediye getirirler. Köylerde bu koyun, koç olabildiği gibi, şehirde ev eşyası biçiminde görülür. Düğüne gelenler bilhassa köylerde üç el silah sıkar; karşılayan düğün sahibi de karşılık verir. Davul zurna eşliğinde davetliler karşılanır. Davetliye saygı, sevgi ve yemek ikramında bulunulur. Düğün kahyası veya düğün sahibi tarafından uğurlanır.

 Burada “Düğün Sofrası” geleneği üzerinde durmakta yarar vardır. Anadolu düğünleri için bu çok önemlidir. Türk düğün sofraları bereketin, bolluğun ve cömertliğin işareti sayılır. Çorba, fasulye , patlıcan, etli pilav, yoğurt, baklava tatlısı, salata gibi yemek ve tatlılar davetlilere ikram edilir.

 “Kız Kınası” yine önemli yemeklerimizdendir. Oğlan evi (Genelde cumartesi günü) davul zurna eşliğinde “Kına Yakma” töreni düzenler. Büyük bir tepsi içine çeşitli çerezler ve geline getirilen çeşitli hediyeler bulunulur. Kına alayı eşliğinde,kız evinde yapılan bu törende; düğün sahiplerince seçilen bayanlardan birisi gelin adayına kınasını yakar. Bu sırada kızı ağlatmak için de kına türküsü söylenir;

                                                                                                                                                              Kına Türküsü

         Bismillah diyelim kınaya
 Çağırın gelin anaya

                                                         Yan yana ağlaya

          Al yeşil kınan kutlu olsun
           Orada dirildiğin tatlı olsun

                                                         Elimi soktum astara
                                                         Elimi kesti testere
                                                         Mevla’m şirinlik göstere

         Al yeşil kınan kutlu olsun
       Orada dirliğin tatlı olsun

     Asvap yuduğum taşlar
Gölgelendi ağaçlar
     Misafir olan gardaşlar

        Al yeşil kınan kutlu olsun
      Orada dirliğin tatlı olsun

      Ana hamama vardın mı?
           Yunduğum yeri gördün mü?
    Ana kadrimi bildin mi ?

      Al yeşil kınan kutlu olsun
    Orada dirliğin tatlı olsun

    Baba pazara vardın mı?
    Ayağıma lastik aldın mı?
     Ekmeğini tuza bandın mı?

   Al yeşil kınan kutlu olsun
 Orada dirliğin tatlı olsun

Kına alayı, kıza kınasını yaktıktan sonra neşe içinde oğlan evine döner. Davul zurna kız evine kalır. Bu sefer de kız evi, davul zurna eşliğinde yine aynı özellikle süslenmiş tepsi oğlan evine gelir. Oğlan kınası neşe içinde yakılır. Sağdıç burada damadı korumak, ona zarar gelmesini önlemek zorunda kalır.

 “Gelin alma” Kırıkkale İl Merkezi`nde olsun, köylerde olsun, pazar günüdür. Pazar günü gelini almak için erkenden hazırlık yapılır, önceden ayarlanan arabalar süslenir, gelin, beyaz gelinliği içinde , erkek kardeşin kolunda evden çıkarılır, babası tarafından erkek tarafına teslim edilir. Oğlan evi neşelidir, davul zurna içli havalar çalar. Bu an, hüzün göz yaşıyla bütünleştiği andır. “Gelin Götürme” de dediğimiz bu gelenek; gelin yeni yeni evine getirilmesiyle sona erer.

“Duvak açma” geleneği ise, Erdoğan Aslıyüce “Her Yönüyle Kırıkkale” adlı eserinde şöyle anlatıyor: “Gelin er evine geldiğinin ertesi günü, okuyucu kadınlar tarafından, komşular ve akrabalar gelinin duvağını açmaya davet edilir. Misafirlerin gelmesinden sonra gelinin yüzü kıbleye gelecek şekilde yüksek bir yere oturturulur. Önce mevlüt okutulur, mevlütten sonra gelinin sağ yanına elinde yufka ekmek yapmada kullanılan oklava ile bir erkek çocuk; bir ağaç kaşıklı kız çocuğu dikilir. Gelin duvağı üç defa açılır kapanır, üçüncüsünden sonra temelli açılır. Gelin misafirlerin ellerini öper, kapının ağzında ayakta bekler. Misafirler de “Gelin, Allah yerine yakıştırsın,ağzın tatlı osun derler.”

 Aile, Türk Milletince kutsal sayılan bir müessedir. Onun için yöremizde de düğün geleneklerine çok önem verilir. Eş ve dost düğün yapan aileye maddi ve manevi yardımda bulunarak aileye yardımcı olurlar.


Theme: Rubric. WordPress.com'dan blog alın.

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.

Join 967 other followers