Türklerin Gizli Anayasası: Töre

02/07/2009

Ağanın Asaleti

Arif Molu’ nun şahsında tecessüm eden “Ağa” asâleti, bu insanların, ne şartlar altında ve ne şekilde olursa olsun, başkalarının huzuru için, nefislerinde duydukları acıları bala tahvil etmenin çarpıcı tezahürleriyle doludur. Bir gün, içlerinde Darsıyak’ lı Hacı Mahmut Bey’in bulunduğu, Kayseri’ li seçkinlerden, oluşan bir kalabalık, Molu’ ya, Arif Bey’i ziyarete giderler. Saygıdeğer konuklar, pencereleri geniş avluya bakan odalarda ağırlanmaktadırlar. Bu arada ilahi bir raslantı başgösterir. Arif Bey’in çoktan beri hasta yatan oğlu Cafer, ölür. Yaslı baba, konuklarının neş’esini kaçırmak istemez. Ev halkından, çığlıklarını, göğüslerinin derinliklerinde boğmalarını rica eder. Hıçkırıklar boğazlarda düğümlenir, kimseden çıt çıkmaz. Evin arka duvarı yıktırılır, cenaze oradan çıkarılır, kaldırılır. Konuklara bir şey sezdirilmez. (Ahmet KAPLAN) Erciyes’in Eteğinden Geçenler, Kayseri Ticaret Odası Yayınları:28, Ocak 2000, Kayseri Sayfa:101

26/01/2009

Zeybekliğin Kuralları

Zeybekliğin Kuralları

Ali Haydar Avcı

 Toplumda düzen bozulur, bir kez hak elde edebilmek zora ve güce dayanırsa orada “dağların yasası” egemen olur. Dağ yasalarının sahipleri ise bellidir: Dağlarda iç içe yaşayanlar… Zeybekler de bunlardan bir kesimidir.Şurası bir gerçek ki, insan koşullarının ürünüdür. Bir dönem sonra koşullar kaçınılmaz olarak yaşam biçimini ve kuralları belirler.

Bu bağlamda, efelerin ve zeybeklerin de uymak zorunda oldukları yaşamlarının temel unsuru olan başkaldırı geleneğinin ve kendi aralarındaki yiğitlik ve mertlik anlayışının ortaya çıkardığı birçok kural ve töreleri vardır. Bu oldukça ilginç özellikler taşıyan gelenek ve kurallar yığınının adına kısaca “efelik ve zeybeklik töreleri” diyebiliriz.
 

 

 

Adı, etkinliği, ünü, şanı ne olursa olsun, hiçbir efe ve zeybek bu kuralların dışına çıkamaz. Çıkmayı da düşünmez. Çünkü bu kuralların dışına çıkanların toplum tarafından nasıl karşılanacağı, nasıl dışlanacağı iyi bilinir. Açıktır ki, toplumsal dayanağı olmayan, destek görmeyen, hiçbir hareketin ve eylemin yaşama ve başarıya ulaşma şansı yoktur.Efelerin en önemli, hatta birinci derecedeki törelerinden biri, çetedeki zeybeklerin ve kızanların her türlü gereksinimlerini sağlamak, onları en iyi şekilde korumak, kollamak, güvenliğini sağlamak yükümlülüğüdür. Efe, bu konuda bencil olamaz, bireysel düşünemez. Zaten aralarındaki ilişki paylaşım esası üzerine kuruludur. Bundan dolayı efe, çetede en üst düzeydeki otorite olarak genellikle zeybekler ve kızanlar karşısında “babalık ve komutanlık” görevini yerine getiren bir öncü işlevini görür.
Zeybekler ve kızanlar her koşulda, her zamanda, her mekânda efeye uymak, yani “itaat etmek” ve onun söylediklerini eksiksiz yerine getirmek zorunluluğuyla karşı karşıyadır. İtaat ortadan kalkar, kuralların dışına çıkılırsa o zaman silahlar konuşur. Kurallara uyan, efenin öncülüğünü, yönlendiriciliğini kabullenen kızan, baştan silahını onun ayaklarının dibine atar. Efe ise bu silahı tekrar almasına izin verir. Bu bir çeşit, her koşulda efeye uyulacağının, efenin söylediklerinin dışına çıkılmayacağının, yani itaat altında girildiğinin sözüdür. Yaptığımız incelemelerde zeybekler arasında herhangi bir “itaatsizlik” olayına rastlamadık.

Efe, yiğitliği, mertliği, cömertliği, korkusuzluğu, sabırlılığı, yardımseverliği, olgunluk örneği davranışları, olayı değerlendirme ve silah kullanmadaki yetenekleriyle çetedeki zeybek ve kızanlara sürekli örnek olmak durumundadır. Çünkü her yerde gözler kendi üzerindedir. Çevresindekileri yeterince etkileyemeyen, gerektiği gibi çekip çeviremeyen, yani yönlendiricilik ve yöneticilik görevini en iyi şekilde yerine getiremeyen efelerin etkili olma şansı yoktur. İncelediğimiz örneklerde efelerin genellikle bu niteliklere sahip ve sezgilerinin oldukça güçlü olduğu görülmektedir.

Efenin haberi ve izni olmadan hiçbir zeybek ve kızan çeteden ayrılamaz, kendi başına iş yapamaz. Çünkü çok önemli, kendileri için can alıcı öneme sahip sırları paylaşmışlardır. Sığınakları, yatakları, kendilerine yardım edenleri, çetenin konumunu, zayıf ve güçlü yanlarını, gezdikleri coğrafyayı, giriştikleri eylemler iyi bilmektedir. Bu nedenle ayrılıklarda mutlaka efenin izni ve onayı gerekir.

Efeler bekâr olan kızanlarını ve zeybeklerini genellikle kendileri evlendirirler ya da evlenmelerine izin verirler. Bu durumda masrafları genellikle efe karşılar. Efeler, zeybek ve kızanlarının düğün törenlerinin şanlı şöhretli olmasına özen gösterirler. Çünkü bu durum aynı zamanda kendi şanlarını artırır.

Batı Anadolu bölgesinde bu gelenekleri yaşam biçimi haline getirmiş birçok efe zeybek vardır. Bunlar yaşadıkları dönemlerde toplumu da önemli ölçüde etkilemişlerdir.

Efelerin kendi aralarındaki ilişki ve iletişimde uydukları ilginç törelerden biri de “davet” olayıdır. Efelik töresince bir efe, başka bir efenin davetini mutlaka kabul eder. Kabul etmezse bu efelik töresince ayıptır, korkaklık sayılır. Yiğitliğe yakıştırılmaz. Nitekim Çakırcalı Mehmet Efe ile arası iyi olmamasına, aradaki adı konulmamış gizli bir rekabete rağmen Pusluoğlu Mehmet Efe, Çakırcalı’nın davetini kabul etmiştir.

Yine efelik töresine göre, bir efe oturma anında diğer efeye tüfeğinin ucunu çevirirse bu, “Sen sensin, ben de benim” demektir. Herhangi bir kalleşlik yapılacak, pusu kurulacak, mertliğe sığmayan olumsuz bir girişimde bulunulacak olursa, karşılığı silahla verilecek anlamına gelir. Bu durum güvensizliğin, kuşkunun ve tedirginliğin belirtisidir. Dostça olmayan bir davranış olarak kabul edilir.

Dostça bir davranış sayılmayan bu davranış biçimi, daha çok birbirinden çekinen zeybeklerin davranışıdır.

Zeybekler aradıkları kişileri kendi deyimleriyle “öküzün boynuna bile girse” mutlaka arar bulurlar. Gerekli dersi verirler. Bunlar, genellikle kendilerine ve halka düşmanlık eden kişiler, vurguncular, tefeciler, ihbarcılar, ırz düşmanları, sömürücüler, hak hukuk bilmeyen ağa ve zorba takımıdır.

Diğer bir ilginç davranışları da ölüm karşısındaki soğukkanlı tutumlarıdır. Ölüme aldırmayan, korku duvarlarını aşmış insan, ölümün kendisidir. Zeybeklerin kendi aralarında “Alıcı kuşun ömrü az olur” denir. Onlara göre, “Yiğit olan yiğit yaşadığı günün hesabını yapmaz.” Ölümden korkup da işinden geri durmaz. Sorun “alıcı kuş” olabilmektir. Bu nedenle olsa gerek “Zeybek yatak ölümü göremez” derler.

Geleneği, yazgıyı değiştirmek zordur. Kendilerine göre, zeybeğin de sonu, ya bir kurşun, ya bir tuzak, ya da bir çatışma ve vuruşma sonunda ansızın gelen ölümdür. Kendileri en azından iç dünyalarında buna inanır, buna hazırlanırlar.

Zeybeklik töresince efeler, yolsuzluğun ve haksızlığın yapıldığı yerde ezilen insanların hakkını korumakla yükümlüdür. Halkı soyanlardan, ağalardan ve tefecilerden aldıklarını ihtiyaç sahiplerine dağıtırlar. Zorbalarla, soyguncularla, “çakal” ve “çalıkakıcı” dedikleri çapulcularla mücadele ederler. Halkın gözünde efeler, iyinin dostu, kötünün düşmanıdır. Hak severdir. Doğruluğun yanındadır.

Efeler bu töre ve gelenekte dolayı halk yığınlarınca “hak arayan kahramanlar” olarak algılanır ve efsaneleşirler. Haklarında övgü, özlem ve gurur dolu başkaldırı ve sevda türküleri, destanlar yakılır. Bu türküler halkın sazında ve sözünde, dilden dile, telden tele dolaşır durur. Olayın derinlemesine incelediğimizde bu özellikleri taşıyan birçok efe ve zeybeği görebiliriz.

Sözgelimi yıllar yılı yoksul köylüler, göçebeler, ezilen halk kesimleri Çakırcalı Mehmet Efe’nin şahsını, kendilerinden vergi ve asker almaktan başka bir şey yapmayan, üstelik de çoğu zaman baskı uygulamaktan, kıyımdan, sürgün etmekten çekinmeyen Osmanlı yönetimine karşı koruyucu gibi görmüşlerdir.

Karşılıklı dayanışma gereği Çakırcalı’da bu kesimlerden desteğini esirgememiştir. Bundan dolayı adı “Büyük Efe”ye çıkmış, ölümünden sonra bile yıllarca “Büyük Efe” olarak anılmıştır. Çakırcalı’nın “Kahpe Osmanlıya güven olmaz” diyerek yıllarca mücadele edebilmesinin, ayakta kalabilmesinin en önemli nedenlerinden biri de bu bütünleşmedir.

Birçok deneylerden geçmiş, kısa sürede nice yoğun olaylar yaşamış olan zeybekler, ağırbaşlı kâmil, temkinli insanlardır. Verdikleri sözü mutlaka yerine getirirler. Aralarında yalan söyleyeni, düzenlerine uymayanı barındırmazlar. Sululuktan, saygısızlıktan hoşlanmaz, övünmeyi ve kendini beğenmişliği sevmezler. Az ve öz konuşurlar.

Sözgelimi Kurtuluş Savaşı anıları sorulduğunda kısaca “Biz vazifemizi yaptık” biçiminde konuyu geçiştirmeleri, onların bu alçakgönüllü, sessiz ve derin tavırlarının göstergesidir.

Değindiğimiz konular dışında, bir de efe ve zeybeklerin toplum tarafından onaylanan, kendilerine saygı ve sevgi oluşumunun temellerinden biri olan davranış biçimleri vardır. Sözgelimi efeler, yüksek fiyatla mal satan tüccarlara çok kızarlar. Böylelerine rastladıklarında haksız kazanç sağladıkları gerekçesiyle, kumaşları arşın yerine kargıyla ölçtürürler, tartıda ise malları okka yerine batmanla çektirirlerdir. Böylece haksız kazancın acısını çıkarır, onlara ders verirlerdi. Bazen de köylerde çeşme yaptırırlar, çeşme oluklarını, su yollarını tamir ettirirler, kuyular açtırırlar, köy odalarının bakımını ve onarımını yaptırırlardır. Yoksullara yardım, kimsesiz gençlerin çeyizini düzmek zaten genel karakterleridir. Bu özellikleri yüzünden köylü, zeybekleri kendisine yöneticilerden daha yakın sayar; alacak, verecek, tarla sınırı, evlilik gibi anlaşmazlıklarda bile efelerden hakemlik etmesi istenirdi. Bilinirdi ki, efeler haksızlık yapmaz, taraf tutmaz, tartıda ayarı kaçırmaz. Efeler beğenmedikleri, halkın onaylamadığı, kendilerine uygun düşmeyen muhtar, din adamı ve korucuları değiştirirlerdi. Yöneticilerin elinden bu konuda bu yeni atananları onaylamaktan başka bir iş gelmezdi.

Zeybekler tanımadığı, güvenmediği evden su içmez; bilmediği, tehlikeli kabul ettiği yoldan geçmezdi. Bir yerden bir yere gidecekleri zaman sürekli yön değiştirirler; izlerini, gittikleri yeri belli etmemeye özen gösterirlerdi.

Zeybeklerin kayıtsız şartsız uydukları bu kurallar dışında bazı kesimlere karşı öfke ve kızgınlarını sergiledikleri değişik davranış biçimleri vardır. Bunların dışında paralı asker olan ve çoğunlukla zeybekleri takip etmekle görevlendirilen zaptiyeler gelirdi. Bir arada bulunduklarında söz konusu edildiğinde zaptiye kesiminden “kahpe dinli”, “Osmanlı köpeği” gibi aşağılayıcı deyimlerle bahsederlerdi. Buna karşılık, zorunlu askerlik görevini yerine getiren askerlere karşı daha yumuşak ve hoşgörülü davrandıkları, zorunlu kalmadıkça onlarla çatışmaya girmekten, onları vurmaktan kaçındıkları da bilinen bir durumdur.

Efe ve zeybekler kendi aralarında kuş ötüşü, ıslık, çeşitli hayvan seslerini taklit gibi bazı özel haberleşme işaretleri ve yeri geldiğinde yalnız kendilerinin anladığı söz ve deyimler kullanırlar, güvenlik amacıyla günlük parolalar tespit ederlerdi. Bu özel işaretleri ve parolaları kendilerinden başka kimse bilmezdi.

“Bir posta iki aslan sığmaz” ya da “İki koç başı bir kazanda kaynamaz” diyen büyük efeler, aynı zamanda, aynı dağlarda bulunmazlardı.

Bunun nedeni vardır. Çünkü herhangi bir nedenle her zaman karşı karşıya gelebilirler. Bu durumda mutlaka birine zarar gelecektir. Ayrıca dağlar etkinlik alanlarının önemli bir bölümüdür. Bu nedenle bir büyük efe yüze indi mi, diğer kızanlarını toplar, dağa çıkar. Kendini korumaya çalışır. Bu konuda en büyük çatışma, Ege dağlarında yıllarca Çakırcalı Mehmet Efe ve Çamlıcalı Hüseyin Efe arasında yaşanmıştır.

 http://www.mumsema.net/halk-oyunlari-dans/261686-zeybekligin-kurallari-ali-haydar-avci.html

02/01/2009

Töremiz ve Köroğlu

Filed under: Arkadaşlık,Düşman,Savaş — Arslan @ 11:42

KÖROĞLU

Kutluğ-Tonyukuk:

Köroğlu’nun, bu ünlü halk yiğidinin, 24 kollu bir destan kahramanının yaşamı da kesinlikle belli değil. Çoğu söylencelere bağlı görünüyor. Kimilerine göre, Köroğlu, 16. yüzyıldaki Celali ayaklanmalarında yer almış bir “eşkiya-kahraman”dır.

Kimilerine göre, bir yeniçeri ozanıdır. 1577-1590 yıllarında İran-Osmanlı seferine katılmış, bu seferde büyük başarılar sağlayan Özemiroğlu Osman Paşa için söylediği iki şiirle de varlığını saptamıştır.

Kimilerine göre, Köroğlu’nun asıl yurdu Anadolu değil, Horasan’dır. Celali’lerle bir ilgisi yoktur. Bu görüşe göre, Köroğlu, Kun Yabguları soyundan gelme, Oğuznamelerde “Kara-Konak” diye gösterilen “Murat Boyları”nı

Sasanlı İranlılara karşı korumuş bir ailedendir. Bu aile Arapçayı’nda ve Yukarı Aras boyunda da egemen olmuştur. Bu ailenin destanı, bütün Önasya Türklüğüne yayılmış Köroğlu destanları olarak yaşayagelmiştir.

Bütün söylencelerden, varsayımlardan çıkan sonuç şudur ki, Köroğlu, ister bir kişi olsun, ister ayrı ayrı birkaç kişi olsun, Türk halkı Köroğlu’nun kişiliğinde bir yiğitliği, halkı, yoksulu, ezileni koruyan bir savaşçıyı, çeşitli katkılarla simgelemiş, yüreğinde, belleğinde yaşatmıştır. Yaşatmayı da sürdürmektedir.

19. yüzyılda yetişmiş olan Dadaloğlu’nda da Köroğlu’nun yiğitliğinin etkilerini açık seçik görebilme olanakları vardır. Sevi şiirlerinde bile, bir yiğit tutum içinde görülen Köroğlu, Anadolu’nun ortak özleminin, duyarlılığının, yiğitlik duygusunun simgesi olarak ortaya çıkmaktadır.

Bilinen şiirleri

1 Ay Yansın Ağalar Güneş Tutulsun

2 Benden Selam Olsun Bolu Beyine

3 Bizim İllerin Beyleri

4 Çar Köşe Fani Dünyada

5 Dinle Sözlerimi Han Oğlum Ayvaz

6 Eğer Kendülerde Erlik Var İse

7 Hemen Mevla İle Sana Dayandım

8 Hoylu’m

9 Karşıdan Gelen Piyade

10 Kimisi Pınar Başında

11 Kır-atım Meydan Yerinde

12 Meydan Gümbür Gümbürlenir

13 Muhanetlik Etmek Değil Karımız

14 Sağ Elde Kılınç Ettiğim

15 Selam Verdim Selam Almaz

16 Siyah Kaküllerin Dökmüş

17 Tan Yeri Atmadan Şafak Sökende

18 Yiğit Olan Gümbür Gümbür Gürlesin

19 Yiğitler Silkinip Ata Binende

20 Yol Verin Dumanlı Dağlar

21 Yürün Beyler Korkman Gününüz Doğdu

Hemen Mevla İle Sana Dayandım

Hemen mevla ile sana dayandım

Arkam sensin kal’am sensin dağlar hey

Yoktur senden gayri kolum kanadım

Arkam sensin kal’am sensin dağlar hey

Sana derim sana hey ulu yaylam

Meğer başım alam ilimden gidem

Okum senden yayım sendendir cıdam

Arkam sensin kal’am sensin dağlar hey

Yüce yüce tepesinden yol aşan

Gitmez oldu gönlümüzden endişen

Mürüvvetsiz beyden yeğdir dört köşen

Arkam sensin kal’am sensin dağlar hey

Köroğlu der tepelerden bakarım

Gözlerimden kanlı yaşlar dökerim

Bunca yıldır hasretini çekerim

Arkam sensin kal’am sensin dağlar hey

Muhanetlik Etmek Değil Karımız

Muhanetlik etmek değil karımız

Şehriyar sözüne uyanlardanız

Meydana girende yoktur korkumuz

Kazaya ırıza diyenlerdeniz

Ödleklerle hoş değildir aramız

Teke tek düşmana varmak töremiz

Muhanete sardırmayız yaramız

Yarayı kendimiz saranlardanız

Bineyidim kır atımın üstüne

Alayıdım hançerimi destime

Gafili varmayız düşman üstüne

Vakta hazır olun diyenlerdeniz

Yürün Beyler Korkman Gününüz Doğdu

Yürün beyler korkman gününüz doğdu

Alın kaleleri burçları şimdi

Bir savaş edelim Çin Maçin ile

Basın dereleri leşleri şimdi

Köroğlu’m çıkalım dağlar salına

At sürelim mal yemezin malına

Başım koydum arkadaşın yoluna

Başı dost yoluna koyanlardanız

31/12/2008

Türklerde Arkadaşlık Önemlidir

Filed under: Arkadaşlık,Müsahiplik — Arslan @ 15:40

MÜSAHİPLİK / CAN KARDEŞLİĞİ

Can Kardeşi

Sizlere belgeselde de kullandığım Röportajdan alıntılar sunmak istiyorum.
(Törenleri yapılan Hüseyin – Esma DEMİR, Rıza – Nazik AYGÜN çiftinin röportajından alıntılar.)

Soru : YOL KARDEŞLİĞİ NEDİR?
Hüseyin – Yol kardeşliğimiz bizim Bektaşiliğin ve Aleviliğin geleneği göreneğidir. Alevi töremize göre, Musahipsiz herhangi bir kişi olmaz.
Rıza – Alevi topluluğunda musahiplik, kirvelik gibi çok önemlidir. Bizim dedeler bir insan otuz yaşına deyip de bir musahibi ile bir çömlek altına girmezse kazancı haramdır der gerçekten de haramdır.
Nazlı – İllaki Musahip ailemiz olacak. Gönlümüze göre arkadaş seçeriz. Musahip olunca, O gelir benim evimde oturur, kendi evi gibi yer içer, ben de giderim oraya. Aramızda ayrım, gayrım yoktur. 0 benim giydiğimi giyer, ben de onun elbisesini giyerim.
Esma – Dördümüz bir gömlek giyeriz bacı kardas gibi. 0 benim kardeşim olur, ben onun ablası olurum. Birbirimize saygı sevgi gösteririz. Ömür boyu kardeşiz.

Soru : NASIL KARAR VERDİNİZ ?
Rıza – Tabi esimizle beraber karar alıyoruz. Yani dördümüz bir niyetlenip karar veriyoruz.
Nazik – Ben nisanlıydım, eşim musahibimle görüşmüş geldi bana sen ne diyorsun dedi Ben de olur dedim. Olduk musahip.
Rıza – Önce ben gittim Hüseyin abi dedim, Huyun suyun olsun seni çok sevdim, musahip olaIım mı dedim. Hüseyin abi de kabul etti. Böylece karar verdik..
Hüseyin – Evlendiğimizde muhakkak kendimize bir musahip bulmamız lazım sonunda biz dördümüz bir araya gelip karar verdik., musahip olup ta ayrılmanın çok büyük günahı var onun için iyi düşünmemiz gerekir.
Rıza – Bizim alevi kesimine göre, bir alevi, musahibine karşı kin kibir güdemez. Bundan dönüş yoktur. Hata yapan çok büyük cezalandırıl Hatta köyden ve toplumdan dışlanır.

Soru : KARAR ALDIKTAN SONRA NE YAPTINIZ ?
Hüseyin – iki aile karar verdikten sonra kurbanımızı alıp dedemize gittik. Dede biz Görüleceğiz dedik.
Rıza – Dedemize tarikatımızı sürdüreceğimizi söyledik. Dedemiz bize bir yıl mühlet verdi. İyi düşünün dedi. Ondan sonra, ceminizi yapacağım dedi.
Nazik – Biz hanımlar banyomuzu yaparız. Hiç giyilmemiş kutnu eteklerimizi (üç etek) giyeriz beyaz tülbendimizi başımıza alırız, büyüklerimizin elini öperiz.
Esma – Küslerle barıştık, niyaz olduk. Ben bu yola gidiyorum bana davacı olmayın dedim. Ve görgüye girdik.
Rıza – Tarikata gidiyorum diyerek içimde bir sevinç, bir mutluluk vardı.
Esma – Beni titreme tuttu.
Nazik – Doğru yola nasip olmak için oraya (Cemevine) gidiyoruz. Cem’e giderken Altına girmemiz için temiz çarşaf alırız Kurban alırız.
Hüseyin – Hangimiz büyükse ilk kurbanı o keser. Ertesi sene de diğer musahip keser. Şimdi kurbanı aldık meydana getirdik musahibimle beraber dualaşıyoruz kurban sağ ayağını ilk önce kurbanı getirdiğimizde kurban abdesti alınır. abdestimizi alıyoruz ondan sonra kurbanı meydana getiriyoruz güzelcene sağ ayağını yukarı kaldırıyoruz dede duasını eder ondan sonra mutfağa kesim için göndeririz. Eti pişirilir ve getirilen lokmalarla kavrulur, pilav yapılır.

Soru : CEME GELEN HERKES ÇEŞİTLİ YİYECEK VE İÇECEKLER GETİRİYOR NEDEN ?
Esma – Ceme girerken çörek yaparız. meyve alırız, bulgur getiririz, yağ getiririz mutfakta hazırlarız oradaki halka yemek dökeriz.
Nazik – Çöreğimizi getiririz, meyvemizi, portakal, elmamızı alır bisküvi alır lokum alır kurbanımızı getirir herkese nasip olmasını, herkesin kursağına girmesini isteriz.

Soru : BİR CAN VE BİR BACI ORTAYA İRBİK – LEĞEN GETİRDİ, BUNUN ANLAMI NEDİR ?
Nazlı – Abdest alınması için ibrik ve leğen getirilir. Önce ibrik ve leğeni tutan erkek yanındaki kadının eline üç defa su döker. O kadın abdest almış olur. Daha sonra da kadın erkeğin eline üç kez su döker o da abdest almış olur.
Esma – Abdest alınarak günahlardan arınmış oluyorlar. Önce dedenin eline su dökülür sonra da diğerlerinin eline erkek su döker kadında omzundaki peşkirle ellerini kurular. Böylece herkes abdestlenir.

Soru : CEMDE SAZ ÇALINIP DUA EDİLDİ. NİYE DUALARINIZI SAZ EŞLİĞİNDE YAPIYORSUNUZ ?
Rıza – Cem sırasında 12 imam hizmeti yürüdüğünden duaz imam söylenir. Onun için mecbur bizim töremize göre aşıklar her zaman 12 imam hizmetini yürütmek için saz çalmak zorundadır.
Hüseyin – Cem törenimizde deyiş duaz Allah Muhammed haricinde öyle türkü falan herhangi bir şeyler söylenmez. Deyişler söylenir, duazlar söylenir. Yani ibadet olan şeyler söylenir. Mesela, sıradan bir türkü söylenmez. Aynı ilahi gibi, bütün deyişler söylenir. Pir Sultan’ dan Fuzuli’ den duaz imamlar söylenir.

Soru : GÖZCÜ (12 İMAMDAN BİRİ) YERİ SÜPÜRÜYOR ONUN ANLAMI NEDİR ?
Hüseyin – O süpürgeci. Dede dua edipte “Allah Allah” deyip te secdeye indiği ve tekrar “Gerçeğe hööö Ya Ali” deyip te bütün halk geri çekildiğinde, cemaatin yere dökülen günahlarını ve nefislerini süpürmüş oluyor.

Soru: TÖRENİN SONUNA DOĞRU ÇIRAĞ YAKTINIZ. BU NE ANLAMA GELİYOR ?
Rıza – Dede, cemaate duaz imam yaptırdıktan sonra, cemi mühürlemeden önce bu çırağı yaktırır. Ondan sonra da tekrar duasını verir böylece cemimizi mühürlemiş yani bitirmiş olur.
Hüseyin – Biz çırağa delil de deriz. Bundan sorumlu imam bir avuç tuzu güzelce has bir tülbende sarar. Bir bakır kabın içine kor. Üzerine eritilmiş tereyağı ya da sıvı yağ döker. Kibritle yakar. O saatlerce kokmadan ve is yapmadan yanar. Dede de duasını okur.

Soru : CEM TÖRENİNDE NELER HİSSETTİNİZ ?
Rıza – Topluluktan önce dedeler girer ve basta oturur. Bizde sonra sırayla (kapı sövesiniöperek ) niyaz ederiz ve içeri gireriz. Cem evine girerken önce bir sıkıntı bastı bana. Sonra da içimi bir sevinç, ferahlık kapladı.
Nazik – Haliyle insan heyecanlanıyor girerken nasip yapacam nasıl edecem diye. Ortaya çıktıktan sonra çok mutlu ve huzurlu oldum. Yani içime şöyle bir güneş doğmuş gibi oldu.
Hüseyin – Orası tabi Ali postudur orada olmak çok heyecan veriyor. Göründüğü gibi olmuyor. Bayağı sikintiIi oluyor.
Nazik – Heyecanlandım, dedenin konuşmalarını dinledikçe bir serinlik bir rahatlık geldi. Oradan hiç kalkrnak istemedim daha doğrusu.
Rıza – Başta büyük olarak Hüseyin abi gider. Hüseyin abiden sonra ben, benden sonra eşi, eşinden sonra benim eşim gelir. Gozcu dede göç geldi, göç geldi dediği zarnan yureğirnden sevgi saygi geçiyordu. El ele tutusarak dedenin huzuruna gitmek için kapidan girdik. yandan sirtimizi dedeye donmeyecek sekilde durduk ve niyaz ettik. Dede bizi dualadı. Ondan sonra dördümüzü bir gomlek altina soktu.
Esma – Katarinda dururken çok heyecanlandım. Elirn ayağirn titredi. Doğru yol öğrenmek, dededen saygı, sevgi gorrnek beni sevindirdi. Dede, haram yeme, elin görmediğini gördürn deme, çoluğunuza, çocuğunuza bunları öğretin bu yoldan ayrilrnayın dedikçe rahatladım.
Rıza – Dedenin yanına geldiğinizde, geriye dönüş olmadığı için musahip olduğurnuz için çok rnutlu oldum.
Nazik – Mutlu olduğum kadar biraz da düşünüyorum. ileride biz birbirimizle küsersek, derdimize derman yok. Birbirimize hıyanetlik düşünürsek sonurnuz, geleceğimizin çok kötü olacaği söyleniyor. Onu düşünüyorum. Hani bir de halkın arasında yüzümüz kara çıkarsa neler olacak diye düşünüyorum.

Soru : ÜSTÜNÜZE ÖRTÜLEN ÇARŞAFIN ANLAMI NEDİR ?
Esma – Üzerimize kefen örtüldü. Dördümüz bir gömleği giyelim diye, haram yemeyelim, Birbirimize kötü gözle bakmayalım, devamlı mutlu olalım, birbirimize bağlı olalım diye.
Rıza – Biz o kefen dediğimiz çarşafın altına girdiğimizde, bir gömleğe girmiş oluyoruz. Yani ahret gömleği demektir o. Dördümüz bir gömlekte yaşayacağız. Dördümüz öbür dünyada da ayni gömleğin içerisine gireceğiz. 0 anlamla, o kefeni bize örttüler ve dede duasını yaptı.
Hüseyin – 0 çarşafın anlamı bizim göreneklerirnize göre, dedemizin söylediklerine göre bir insan nasıl ölür de kefene girerse, bu şekilde İlk musahipIikte de aynısı olur. Onun için bu kefen dediğiniz gömleğin altında dördümüz bacı kardaş olarak, bir kefen altında yaşayacağız.
Nazik – Kalbim duracak gibi oldu üstüme çarşafı atınca. Yani kalbime çarpıntı geldi. Her tarafımı sıkıntı bastı. Şimdi o çarşafın, kefenin altına girdiğimize göre, artık, bizim çocuklarımız da yol kardeşi oldular ve bundan sonra birbirleriyle kesinlikle evlenemezler. Kardeş çocukları evlenebilir ama, bizim çocuklarımız evlenemezler. Yol kardeşliği, karın kardeşliğinden de daha ileridir.

Soru : SEMAH YAPARKEN NELER HİSSETTİNİZ ?
Nazlı – Semah yapmak için ortaya çıktığımda çok heyecanlandım. Hani nasıl döneceğim. Cemaatin gözü bende, iyi olmasına çaba gösteriyorum haliyle.
Esma – Semah yaparken seyir için olmasın, hak için olsun. Kurban olduğun Allah, oraya süpürge çaldım, orada döndüğüm için Allah benim yardımcım olsun.
Hüseyin – Biz tabi oturuyoruz, hanımlarımız semah dönecek. Biz de onlar için dua ediyoruz.semahlarını düzenli yapsın, şaşırmasınlar diye.

Soru : BUNDAN SONRA BİRBİRİNİZE KARŞI NE GİBİ SORUMLULUKLARINIZ OLACAK ?
Rıza – Bundan sonra Hüseyin abinin sıkıntısı benim, benim sıkıntım Hüseyin Abinin. Hüseyin abinin elinde parası olmazsa ben ona yardim ederim. Hüseyin Abi çocuğunu okutamazsa ben okuturum.
Hüseyin – Simdi ikimiz musahip olduğumuz için, benim malım onun, onun malı benim. Musahibimin kapısında malı yok, davarı yok, benim ailemin hiçbir eksiği yok, onun ailesinin çok şeye ihtiyacı var, ben bütün bu eksiklerini tamamlarım. Onun ne sıkıntısı varsa onları görürüm. Elimden geldiği kadar gücümün yettiği kadar evi yıkılmış, yanmış ise ben yeniden yaptırır dayar, döşerim.
Esma – Zati bizim musahipliğimiz, yani yol kardeşliğimiz bel kardeşten de daha ileri ben bunun annesi sayılırım, o da benim evladım. Yani onun çocuğu benim benimki onun sayılır, yani ayrı yok.

Soru : MÜSAHİPLİĞİN KURALLARINA UYMAZSANIZ NE OLUR?
Hüseyin – Müsahibliğin kurallarına uymasak, kuralları çiğnersek bizim de cezamız çok Ağırdır. Aleviliğin törelerine göre musahibimle küs olursak derdimize derman Yoktur. Müsahibimin yanına giderim, “Musahip, biz böyle böyle bir hata ettik. Gel biz düşkünüz şaşkınız, bugün cem var. gel gidelim yalvaralım, yakaralım,” diye konuşur dedemizin yanına gideriz. “Dedem günahımız bu, bizim aramız açık biz bu yola devam edeceğiz, bizim günahım neyse çekeceğiz” diye af dileriz. Dedede, aynı bizim cem cemaatimiz gibi cemi toplar bizi çağırır.
Rıza – Allah o yolları göstermesin. biz topluluktan dışlanırız. Dede cemaattin önünde bizi yargılar. eğer cezamız varsa verir. Cezaya göre kurban keseriz, köye bir hayır yaparız, ya da cezamız büyükse köyden, cemaatten, toplumdan dışlanırız.

Soru : AYNI ANDA BAŞKA BİRİYLE DE MUSAHİP OLABİLİYOR MUSUNUZ ?
Rıza – Şimdi bizim törelerimize göre bir aileyle musahip olunur, başkasıyla musahipolamayız.
Hüseyin – Bizim köy 30-35 hane. Evli olup da 20 yaşını dolduran müsahipsiz kimse yoktur. Herkesin müsahibi vardır.

Soru: ÖLDÜKTEN SONRA DA MÜSAHİPLİĞİNİZ DEVAM EDECEK Mİ?
Rıza – Töremize göre ben ölürsem, benim çocuklarım Hüseyin abiye baba diyerek hitap eder. Hüseyin abinin çocuğu da bana baba olarak hitap eder. Böylece,musahiplik ölümle son bulmaz, yıllarca devam eder gider.

Kaynak
Korkmaz GÖÇMEN

Theme: Rubric. WordPress.com'dan blog alın.

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.

Join 967 other followers