Türklerin Gizli Anayasası: Töre

26/01/2009

Zeybekliğin Kuralları

Zeybekliğin Kuralları

Ali Haydar Avcı

 Toplumda düzen bozulur, bir kez hak elde edebilmek zora ve güce dayanırsa orada “dağların yasası” egemen olur. Dağ yasalarının sahipleri ise bellidir: Dağlarda iç içe yaşayanlar… Zeybekler de bunlardan bir kesimidir.Şurası bir gerçek ki, insan koşullarının ürünüdür. Bir dönem sonra koşullar kaçınılmaz olarak yaşam biçimini ve kuralları belirler.

Bu bağlamda, efelerin ve zeybeklerin de uymak zorunda oldukları yaşamlarının temel unsuru olan başkaldırı geleneğinin ve kendi aralarındaki yiğitlik ve mertlik anlayışının ortaya çıkardığı birçok kural ve töreleri vardır. Bu oldukça ilginç özellikler taşıyan gelenek ve kurallar yığınının adına kısaca “efelik ve zeybeklik töreleri” diyebiliriz.
 

 

 

Adı, etkinliği, ünü, şanı ne olursa olsun, hiçbir efe ve zeybek bu kuralların dışına çıkamaz. Çıkmayı da düşünmez. Çünkü bu kuralların dışına çıkanların toplum tarafından nasıl karşılanacağı, nasıl dışlanacağı iyi bilinir. Açıktır ki, toplumsal dayanağı olmayan, destek görmeyen, hiçbir hareketin ve eylemin yaşama ve başarıya ulaşma şansı yoktur.Efelerin en önemli, hatta birinci derecedeki törelerinden biri, çetedeki zeybeklerin ve kızanların her türlü gereksinimlerini sağlamak, onları en iyi şekilde korumak, kollamak, güvenliğini sağlamak yükümlülüğüdür. Efe, bu konuda bencil olamaz, bireysel düşünemez. Zaten aralarındaki ilişki paylaşım esası üzerine kuruludur. Bundan dolayı efe, çetede en üst düzeydeki otorite olarak genellikle zeybekler ve kızanlar karşısında “babalık ve komutanlık” görevini yerine getiren bir öncü işlevini görür.
Zeybekler ve kızanlar her koşulda, her zamanda, her mekânda efeye uymak, yani “itaat etmek” ve onun söylediklerini eksiksiz yerine getirmek zorunluluğuyla karşı karşıyadır. İtaat ortadan kalkar, kuralların dışına çıkılırsa o zaman silahlar konuşur. Kurallara uyan, efenin öncülüğünü, yönlendiriciliğini kabullenen kızan, baştan silahını onun ayaklarının dibine atar. Efe ise bu silahı tekrar almasına izin verir. Bu bir çeşit, her koşulda efeye uyulacağının, efenin söylediklerinin dışına çıkılmayacağının, yani itaat altında girildiğinin sözüdür. Yaptığımız incelemelerde zeybekler arasında herhangi bir “itaatsizlik” olayına rastlamadık.

Efe, yiğitliği, mertliği, cömertliği, korkusuzluğu, sabırlılığı, yardımseverliği, olgunluk örneği davranışları, olayı değerlendirme ve silah kullanmadaki yetenekleriyle çetedeki zeybek ve kızanlara sürekli örnek olmak durumundadır. Çünkü her yerde gözler kendi üzerindedir. Çevresindekileri yeterince etkileyemeyen, gerektiği gibi çekip çeviremeyen, yani yönlendiricilik ve yöneticilik görevini en iyi şekilde yerine getiremeyen efelerin etkili olma şansı yoktur. İncelediğimiz örneklerde efelerin genellikle bu niteliklere sahip ve sezgilerinin oldukça güçlü olduğu görülmektedir.

Efenin haberi ve izni olmadan hiçbir zeybek ve kızan çeteden ayrılamaz, kendi başına iş yapamaz. Çünkü çok önemli, kendileri için can alıcı öneme sahip sırları paylaşmışlardır. Sığınakları, yatakları, kendilerine yardım edenleri, çetenin konumunu, zayıf ve güçlü yanlarını, gezdikleri coğrafyayı, giriştikleri eylemler iyi bilmektedir. Bu nedenle ayrılıklarda mutlaka efenin izni ve onayı gerekir.

Efeler bekâr olan kızanlarını ve zeybeklerini genellikle kendileri evlendirirler ya da evlenmelerine izin verirler. Bu durumda masrafları genellikle efe karşılar. Efeler, zeybek ve kızanlarının düğün törenlerinin şanlı şöhretli olmasına özen gösterirler. Çünkü bu durum aynı zamanda kendi şanlarını artırır.

Batı Anadolu bölgesinde bu gelenekleri yaşam biçimi haline getirmiş birçok efe zeybek vardır. Bunlar yaşadıkları dönemlerde toplumu da önemli ölçüde etkilemişlerdir.

Efelerin kendi aralarındaki ilişki ve iletişimde uydukları ilginç törelerden biri de “davet” olayıdır. Efelik töresince bir efe, başka bir efenin davetini mutlaka kabul eder. Kabul etmezse bu efelik töresince ayıptır, korkaklık sayılır. Yiğitliğe yakıştırılmaz. Nitekim Çakırcalı Mehmet Efe ile arası iyi olmamasına, aradaki adı konulmamış gizli bir rekabete rağmen Pusluoğlu Mehmet Efe, Çakırcalı’nın davetini kabul etmiştir.

Yine efelik töresine göre, bir efe oturma anında diğer efeye tüfeğinin ucunu çevirirse bu, “Sen sensin, ben de benim” demektir. Herhangi bir kalleşlik yapılacak, pusu kurulacak, mertliğe sığmayan olumsuz bir girişimde bulunulacak olursa, karşılığı silahla verilecek anlamına gelir. Bu durum güvensizliğin, kuşkunun ve tedirginliğin belirtisidir. Dostça olmayan bir davranış olarak kabul edilir.

Dostça bir davranış sayılmayan bu davranış biçimi, daha çok birbirinden çekinen zeybeklerin davranışıdır.

Zeybekler aradıkları kişileri kendi deyimleriyle “öküzün boynuna bile girse” mutlaka arar bulurlar. Gerekli dersi verirler. Bunlar, genellikle kendilerine ve halka düşmanlık eden kişiler, vurguncular, tefeciler, ihbarcılar, ırz düşmanları, sömürücüler, hak hukuk bilmeyen ağa ve zorba takımıdır.

Diğer bir ilginç davranışları da ölüm karşısındaki soğukkanlı tutumlarıdır. Ölüme aldırmayan, korku duvarlarını aşmış insan, ölümün kendisidir. Zeybeklerin kendi aralarında “Alıcı kuşun ömrü az olur” denir. Onlara göre, “Yiğit olan yiğit yaşadığı günün hesabını yapmaz.” Ölümden korkup da işinden geri durmaz. Sorun “alıcı kuş” olabilmektir. Bu nedenle olsa gerek “Zeybek yatak ölümü göremez” derler.

Geleneği, yazgıyı değiştirmek zordur. Kendilerine göre, zeybeğin de sonu, ya bir kurşun, ya bir tuzak, ya da bir çatışma ve vuruşma sonunda ansızın gelen ölümdür. Kendileri en azından iç dünyalarında buna inanır, buna hazırlanırlar.

Zeybeklik töresince efeler, yolsuzluğun ve haksızlığın yapıldığı yerde ezilen insanların hakkını korumakla yükümlüdür. Halkı soyanlardan, ağalardan ve tefecilerden aldıklarını ihtiyaç sahiplerine dağıtırlar. Zorbalarla, soyguncularla, “çakal” ve “çalıkakıcı” dedikleri çapulcularla mücadele ederler. Halkın gözünde efeler, iyinin dostu, kötünün düşmanıdır. Hak severdir. Doğruluğun yanındadır.

Efeler bu töre ve gelenekte dolayı halk yığınlarınca “hak arayan kahramanlar” olarak algılanır ve efsaneleşirler. Haklarında övgü, özlem ve gurur dolu başkaldırı ve sevda türküleri, destanlar yakılır. Bu türküler halkın sazında ve sözünde, dilden dile, telden tele dolaşır durur. Olayın derinlemesine incelediğimizde bu özellikleri taşıyan birçok efe ve zeybeği görebiliriz.

Sözgelimi yıllar yılı yoksul köylüler, göçebeler, ezilen halk kesimleri Çakırcalı Mehmet Efe’nin şahsını, kendilerinden vergi ve asker almaktan başka bir şey yapmayan, üstelik de çoğu zaman baskı uygulamaktan, kıyımdan, sürgün etmekten çekinmeyen Osmanlı yönetimine karşı koruyucu gibi görmüşlerdir.

Karşılıklı dayanışma gereği Çakırcalı’da bu kesimlerden desteğini esirgememiştir. Bundan dolayı adı “Büyük Efe”ye çıkmış, ölümünden sonra bile yıllarca “Büyük Efe” olarak anılmıştır. Çakırcalı’nın “Kahpe Osmanlıya güven olmaz” diyerek yıllarca mücadele edebilmesinin, ayakta kalabilmesinin en önemli nedenlerinden biri de bu bütünleşmedir.

Birçok deneylerden geçmiş, kısa sürede nice yoğun olaylar yaşamış olan zeybekler, ağırbaşlı kâmil, temkinli insanlardır. Verdikleri sözü mutlaka yerine getirirler. Aralarında yalan söyleyeni, düzenlerine uymayanı barındırmazlar. Sululuktan, saygısızlıktan hoşlanmaz, övünmeyi ve kendini beğenmişliği sevmezler. Az ve öz konuşurlar.

Sözgelimi Kurtuluş Savaşı anıları sorulduğunda kısaca “Biz vazifemizi yaptık” biçiminde konuyu geçiştirmeleri, onların bu alçakgönüllü, sessiz ve derin tavırlarının göstergesidir.

Değindiğimiz konular dışında, bir de efe ve zeybeklerin toplum tarafından onaylanan, kendilerine saygı ve sevgi oluşumunun temellerinden biri olan davranış biçimleri vardır. Sözgelimi efeler, yüksek fiyatla mal satan tüccarlara çok kızarlar. Böylelerine rastladıklarında haksız kazanç sağladıkları gerekçesiyle, kumaşları arşın yerine kargıyla ölçtürürler, tartıda ise malları okka yerine batmanla çektirirlerdir. Böylece haksız kazancın acısını çıkarır, onlara ders verirlerdi. Bazen de köylerde çeşme yaptırırlar, çeşme oluklarını, su yollarını tamir ettirirler, kuyular açtırırlar, köy odalarının bakımını ve onarımını yaptırırlardır. Yoksullara yardım, kimsesiz gençlerin çeyizini düzmek zaten genel karakterleridir. Bu özellikleri yüzünden köylü, zeybekleri kendisine yöneticilerden daha yakın sayar; alacak, verecek, tarla sınırı, evlilik gibi anlaşmazlıklarda bile efelerden hakemlik etmesi istenirdi. Bilinirdi ki, efeler haksızlık yapmaz, taraf tutmaz, tartıda ayarı kaçırmaz. Efeler beğenmedikleri, halkın onaylamadığı, kendilerine uygun düşmeyen muhtar, din adamı ve korucuları değiştirirlerdi. Yöneticilerin elinden bu konuda bu yeni atananları onaylamaktan başka bir iş gelmezdi.

Zeybekler tanımadığı, güvenmediği evden su içmez; bilmediği, tehlikeli kabul ettiği yoldan geçmezdi. Bir yerden bir yere gidecekleri zaman sürekli yön değiştirirler; izlerini, gittikleri yeri belli etmemeye özen gösterirlerdi.

Zeybeklerin kayıtsız şartsız uydukları bu kurallar dışında bazı kesimlere karşı öfke ve kızgınlarını sergiledikleri değişik davranış biçimleri vardır. Bunların dışında paralı asker olan ve çoğunlukla zeybekleri takip etmekle görevlendirilen zaptiyeler gelirdi. Bir arada bulunduklarında söz konusu edildiğinde zaptiye kesiminden “kahpe dinli”, “Osmanlı köpeği” gibi aşağılayıcı deyimlerle bahsederlerdi. Buna karşılık, zorunlu askerlik görevini yerine getiren askerlere karşı daha yumuşak ve hoşgörülü davrandıkları, zorunlu kalmadıkça onlarla çatışmaya girmekten, onları vurmaktan kaçındıkları da bilinen bir durumdur.

Efe ve zeybekler kendi aralarında kuş ötüşü, ıslık, çeşitli hayvan seslerini taklit gibi bazı özel haberleşme işaretleri ve yeri geldiğinde yalnız kendilerinin anladığı söz ve deyimler kullanırlar, güvenlik amacıyla günlük parolalar tespit ederlerdi. Bu özel işaretleri ve parolaları kendilerinden başka kimse bilmezdi.

“Bir posta iki aslan sığmaz” ya da “İki koç başı bir kazanda kaynamaz” diyen büyük efeler, aynı zamanda, aynı dağlarda bulunmazlardı.

Bunun nedeni vardır. Çünkü herhangi bir nedenle her zaman karşı karşıya gelebilirler. Bu durumda mutlaka birine zarar gelecektir. Ayrıca dağlar etkinlik alanlarının önemli bir bölümüdür. Bu nedenle bir büyük efe yüze indi mi, diğer kızanlarını toplar, dağa çıkar. Kendini korumaya çalışır. Bu konuda en büyük çatışma, Ege dağlarında yıllarca Çakırcalı Mehmet Efe ve Çamlıcalı Hüseyin Efe arasında yaşanmıştır.

 http://www.mumsema.net/halk-oyunlari-dans/261686-zeybekligin-kurallari-ali-haydar-avci.html

12/01/2009

Hüsne gelin; “Ocaktan maksat devlete nefer yetiştirmektir!”

Hüsne gelin…
15.10.2008

Bizler Türk Milleti olarak, yediden yetmişine dek gelenek ve göreneklerimize yürekten bağlıyız. Günlük hayatımızda hiç farkında olmadan, “örf /adet” dediğimiz, toplumun kendiliğinden oluşturup ve işlettiği bu kanunlara uyar ve uygularız.

         Toplu kentleşmenin her ne kadar etkilemeye çalıştığı bazı törelerimiz yok olmaya yüz tutsa da, küçük yerleşim birimlerinde özellikle Anadolu’da halen bu geleneklerden çoğu yaşamaktadır. Ben bugünkü yazımda ocakların sönmemesi, sülale tütününün tütmesi için yaşanan bir fedakârlık hikâyesini aktarmak istiyorum.

         ANADOLU/ ANA-DOLU; Bu necip millet yakın tarihine kadar ne analar çıkarmıştır bağrından. Karafatmalar, Nene Hatunlar, Hüsne Gelinler…

         Hüsne Gelin uzun boylu, beyaz tenli, sürmeli gözleri, sümbül gibi saçlarıyla akılları baştan alan bir güzelliktedir. Şefaatli’nin Kepez’inden el tutan Çopraşık Köyü’nde yaşayan bu cerene herkes sevdalıdır. Gelin görün ki ürkek ceylan gönlünü bir yiğide kaptırmıştır. Bu yiğit bir ocağın tek umudu olan Hacı Ağa’nın oğlu Şahan’dır. Tez zamanda dillere destan bir düğünle ak duvaklar içinde muratlarına ererler. Güzel gelin ne yazık ki evimin direği dediği sevdalısının, evlenmeye engel teşkil eden bir hastalığın pençesinde yaşadığını, ancak evlilik hayatının altıncı ayında öğrenir. Neylesin “Allah’ın yazgısı, talihim” der razı olur.

         Şahan’ın beklenen akıbeti gerçekleşir, yeşeren umutlar yerine kara bulutlar çöker. Hüsne’nin sadakati ocağın ateşini yakmak üzere mücadele azmini güçlendirmiştir. Gelinlikle girilen yerden kefenle çıkılacağını iyi bilir ve öyle bir kültürle yetişmiştir. Bu tütün tütecektir diyerek henüz diriliğini kaybetmeyen kaynatasını evlendirmeye karar verir, nihayetinde başarır. Kaynatasının evliliğinden nurtopu gibi bir oğlan çocuğu dünyaya gelir. Hüsne’nin duaları kabul olmuştur. Ellerine doğan bu yavruyu kendi evladı gibi korur, büyütür. Askerlik dönüşü köyün en güzel kızıyla evlendirir. Hüsne ev reisi olarak ilk torununu da bağrına basar. Doksan yaşlarında ölmeden önce “ocaktan maksat devlete nefer yetiştirmektir” dediği halen söylenegelmiştir.

        

 HÜSNELER HOŞ ZAMANLARINDA ELLERİ ÖPÜLESİ HATUN, ZOR ZAMANLARDA HAN’DIR…

 

 Gelsin 

 

Dağılmaz üstümden bu kara duman

Aklımı başımdan alanım gelsin

Doktora tabibe götürmen aman

İçime pençesin salanım gelsin  

 

Köklenmiş çıbana merhem kâr etmez

Seven mecnun olur elden ar etmez

Bu sırrı bilenler intizar etmez       

Yıllardır saklanan yalanım gelsin

 

Bölünmüş uykuda düşler görüp de

Bile bile bir çıkmaza girip de

Kuşkulu sözlere kulak verip de

Dolu bardaklara dolanım gelsin

 

Sevda cephesinde atıldık öne

Ölsek de geriye dönmedik gene

Sam vurup da bağımızı bu sene

Tomurcuk gül iken solanım gelsin

 

Tanesiz ekinler diker başağı

Yağmursuz bağlamaz bulut kuşağı

Kendi dağlarından itip aşağı

Alıp taştan taşa çalanım gelsin

 

Boşuna da deli gönül boşuna

Yüz sürersin hanesinin taşına

Orta yerde koyup kendi başına

Gidip bir hoyratın olanım gelsin

 

Ağzındadır kırlangıcın sıvası

Onun için güzel olur yuvası

Huzuru mahşerde gönül davası

Bu garip Özcan’a kalanım gelsin

08/01/2009

ASKERLİK

Filed under: Askerlik — Arslan @ 13:39

Türk Milleti için askerliğin yeri ve önemi çok farklıdır. Anadolunun bir çok yerinde hala, “askerliğini yapmayana kız verilmez”, “askerliğini yapmayan adam sayılmaz” gibi latifeli sözlerle gençlere askerliğin önemi anlatılmaktadır.

Gençlerimiz vatan borcunu ödemeye giderken davullarla, zurnalarla uğurlanır. Çok eski bir gelenek olan askere kına yakmada, bazı yörelerimizde hala uygulanmaktadır. Bazılarınızın aklından geçeni okur gibiyim. “Askere kına yakmak da ne demek?” diye düşünüyorsunuz. Bunu sizlere Çanakkale savaşında yaşanan bir olayla anlatayım. 

Çanakkale cephesinde, komutan, gelen askerleri kontrol ediyor, bir taraftan da onlarla laflıyordu, “Adın ne? Nerelisin?” gibi sorular soruyordu. Bir ara saçının ortası kızarmış bir çocuk görür. Merakla:

— Adın ne senin evladım? der. Asker:

— Hasan’ diye cevap verir.

— Nerelisin? der. Hasan:

— Tokat Zile’denim, der.

— Peki, evladım bu saçlarının hali ne? Hasan:

— Anam cepheye gelirken kına yaktı komutanım, der.

— Neden? der komutan. Hasan:

— Bilmiyorum komutanım, der:

— Peki, gidebilirsin Kınalı Hasan, der.

O günden sonra herkes ona Kınalı Hasan der. Herkes kafasındaki kınayla dalga geçer. Kısa sürede cana yakın ve cesur tavırlarıyla tüm arkadaşlarının sevgisini kazanır. Bir gün ailesine mektup yazmak ister. Hasan’ın okuma yazması da yoktur. Arkadaşlarından yardım ister ve hep beraber başlarlar yazmaya. Hasan söyler arkadaşları yazar:

“Sevgili anacığım, babacığım ellerinizden öperim. Ben burada çok iyiyim. Beni merak etmeyin” diye başlar. Kız kardeşini kendinden bir küçük erkek kardeşini sorar köyündekilerin burnunda tüttüğünü yazdırır. Kendilerini merak etmemesini kendileri var oldukça düşmanın bir adım bile ilerleyemeyeceğini yazdırır. Gururla mektubu bitirir. Neden sonra aklına gelir ve yazının sonunda anasına not düşer: (Hasan’ın kendisinden hemen sonra askere gelecek bir kardeşi daha vardır)

“Anacağım kafama kına yaktın, burada komutanlarım ve arkadaşlarım benimle hep alay etiler. Sakın kardeşim Ahmet’e de yakma. Onunla da alay etmesinler, ellerinden öptüm.” diye bitirir.

Aradan zaman geçer. İngilizler kesin netice almak için tüm güçleriyle Gelibolu’ya yüklenirler. Bu cepheyi savunan erlerimiz teker teker şehit düşmüşlerdi.

Bunlara takviye olarak giden yedek kuvvetlerde yeterli olmamış onların sayıları da epey azalmıştır. Gelibolu düşmek üzereydi. Kınalı Hasan’ın komutanı da olayı görüyor yerinde duramıyordu. Kendisinin bölüğü henüz sıcak temasa hazır değildi. Onlar yeni gelmişti… Komutanın bu düşünceli halini gören ve durumun vahametini bilen Kınalı Hasan ve arkadaşları komutanlarına yalvara yakara oraya gitmek istediklerini söylerler. Komutanları onları ölüme gönderdiğini bile bile çaresiz gönderir..)

Kınalı Hasan’ın bölüğünden kimse sağ kalmaz, hepsi şehit olmuştur. Sıra şehitlerin kimlik tespiti yapılıp köy mezarlığına gömülmesine gelir. Diğer şehitlerle birlikte Hasan’ın da kimlik tespiti için üzeri aranır. Hasan’ın cebinden memleketinden gelen mektup, bir de tamamlanamamış şiir karalaması çıkar. Komutanı buruk ve gözleri dolu dolu, mektubu açıp okumaya başlar.

Hasan’ın babası anlatır: “Oğlum Hasan nasılsın, iyi misin, gözlerinden öperim selam ederim. Oğlum öküzü sattık paranın yarısını sana yarısını da cepheye gidecek kardeşine veriyoruz. Şimdi öküzün yerine tarlayı ben sürüyorum, zaten artık zahireye de fazla ihtiyacımız olmadığı için yorulmuyorum da. Siz sakın bizi merak etmeyin, bizi düşünmeyin” der. Sonra, “Hasan ananın da sana diyeceği bir şey var” der.

Anası anlatır: “Oğlum Hasan yazmışsın ki kafamdaki kınayla dalga geçtiler, kardeşime de yakma demişsin, kardeşine de yaktım, komutanlarına ve arkadaşlarına söyle senle dalga geçmesinler. Bizde üç şeye kına yakarlar:

1. Gelinlik kıza, gitsin ailesine çocuklarına kurban olsun diye…

2. Kurbanlık koça, Allah’a kurban olsun diye…

3. Askere giden yiğitlerimize, vatana kurban olsun diye… gözlerinden öper selam ederim Allah’a emanet olun…”

Tamamlanmamış şiirde de Hasan’ın komutanına vereceği cevap bulunmaktadır.

“Anam yakmış kınayı adak diye,

Ben bu vatan için kurban doğmuşum.

Anamdan Allah’a son bir hediye,

Kumandanım ben İsmail doğmuşum…”

Mektubu okuyan Hasan’ın komutanı ve diğerleri hıçkıra hıçkıra ağlamaktadırlar.

06/01/2009

KOMUTANINA HİTAP

Filed under: Askerlik — Arslan @ 15:39

Başımıza Çuval Geçirenler
Mahir KaynakTruva Yayınları / Siyaset Dizisi

Artık bizim konuşma sıramız geldi! Devir her zaman konuşanın değil, Gerektiği zaman konuşanındır. Neyin ne zaman gerektiğinin kararını da Türk milleti en uygun zamanda verecektir!!! Ve işte o zaman her şey değişecek!!! Birkaç gün sonra ABD askerleri bir birliği basar ve askerlerimizin başına çuval geçirerek başka bir yere götürürler. Birliğin başındaki binbaşı son derece gergindir. Kendisine verilen kesin emirle, karşılaştığı muamelenin kötülüğü arasında bocalar ama emre uyar. Sorgulanacakları yere götürülürken bir çavuş binbaşıya:
-Komutanım neden bize böyle bir emir verdiniz? Kadın kılığına gir deseydiniz daha az yıkılırdım!..
-Bu ne biçim konuşma Mehmet, bizim töremizde komutanına böyle hitap etmek var mı?
-Komutanın siz bize askerin ağzı değil silahı konuşur derdiniz. Silahımı susturdunuz onun için konuşuyorum. Orada çatışsaydık öleceğimiz kesindi ama ben ölümü tercih ederdim.
-Vatanın askerinden isteyeceği şeylerin sınırı yoktur. Şu anda can vermekten daha fazlasını verdiğini ben de biliyorum. Sen benim nasıl kahrolduğumu biliyor musun? Bu zillete sadece ülkem için katlanıyorum.
-İnşallah bu işten sağ çıkmam. Eğer sağ çıkarsam görevimden ayrılmak istiyorum. Ülkeme her şeyimi veririm ama siz benden haysiyetimi vermemi istediniz. İnsan kalabilmek için bu görevi yapıyoruz. İnsanlığımı elimden alırsanız yaptığımız işin ne anlamı kalır? Beni bu görevden alın çünkü bir daha böyle bir emrinizi dinlemem ve dövüşürüm. İnsan olmayandan asker olur mu?
Götürüldükleri yerde elleri çözülünce Mehmet Çavuş kendisini getiren Amerikan askerine bir yumruk atar. Araya hemen Amerikalı albay girer ve Amerikan askerinin karşılık vermesini engeller. Asker:
-Albayım bu esir bana yumruk attı siz beni engellediniz!
-O esir değil bir misafir, bir yumrukla ucuz atlattık sayılır.
Binbaşı komutanlarından gelen emirlere, Amerikan albayının tavrına bir anlam veremez ama bir şeyler olduğunu sezinlemektedir. Mehmet Çavuş’a döner;
-Hırsını aldın mı Mehmet? Ama gene de yaptıklarından hoşnut değilim. Dönünce seni özel kuvvetlerden aldıracağım. Sen emir dinlemenin ölmekten daha önemli olduğunu anlamamışsın!

248 sayfa, 2. hamur, ISBN: 9756237929; Boyut: 13,5×19,5cm; Baskı Tarihi: Ocak 2006 

Theme: Rubric. WordPress.com'dan blog alın.

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.

Join 967 other followers