Türklerin Gizli Anayasası: Töre

02/07/2009

Türbedar Emmi’nin görev şuuru

Filed under: ADAMLIK,Ölüm,Din,FAYDALILIK,Görev Şuuru,Hayat — Arslan @ 11:34
turbedar emmi

turbedar emmi

 
Kayseri”de gördüğü bir rüyadan etkilenip 13 yıldır gönüllü olarak çok sayıda türbe ve caminin temizlik ve bakımını yapan ””Türbedar Mehmet Emmi”” veya ””Bursçu Mehmet Amca”” diye tanınan emekli noter baş katibi Mehmet Ünlü (74), hayatını kaybetti.
     Kapalı Çarşı”da avizecilik yapan merhum Mehmet Ünlü”nün arkadaşı Hamdi Sarp, AA muhabirine, 13 Haziran Cumartesi günü iş yerine gelen Mehmet Ünlü”nün kendisine kümbet ve camilere ait bir poşet dolusu anahtarı ””Bu işleri sana emanet ediyorum”” diyerek bıraktığını söyledi.
     Bu görüşmenin ardından 15 gün yurt dışına çıktığını ve birkaç gün önce Kayseri”ye döndüğünü belirten Sarp, şöyle dedi:
     ””Merhum Mehmet Ünlü ile 1996 yılında tanıştım. O günden bu güne tarihi cami, kümbet ve benzeri mekanlarla ilgili ortak çalışmalarımız oldu. Kendisi hayatını tarihi eserlere adamıştı. Bu eserlerin içini ve çevresini temizler, kırılan camlarını, kapılarını tamir ettirirdi. Tamamen gönüllü olarak yaptığı bu işler için hiçbir yerden ücret almazdı. Üstelik emekli maaşından da buralara harcardı. 13 Haziranda dükkanıma geldi. Bir poşet içinde onlarca anahtarı bana teslim etti. Birazının da evde olduğunu söyledi. ”Benim göğsümde bir ağrı var. Bu işleri sana emanet ediyorum” diyerek ayrıldı. Duydum ki önceki gün hayatını kaybetmiş.””
     Mehmet Ünlü”nün hayatını ülkeye adadığını belirten Sarp, ””Türbeleri temizleyip bakımını yaptığı için bazıları ”Türbedar Mehmet Emmi”, ihtiyaç sahibi üniversite öğrencilerine burs veren sanayici ve iş adamlarının burslarını öğrencilere ulaştırdığı için de ”Bursçu Mehmet Amca” diye tanınırdı. İleri yaşına rağmen bisikleti ile onlarca tarihi mekanı gezip buraların bakımını yapardı”” diye konuştu.
    
     -RÜYASINDAN ETKİLENMİŞTİ 
     Noter başkatipliğinden 1989 yılında emekli olan Mehmet Ünlü, daha önce AA muhabirine, 1994”de gördüğü bir rüyadan etkilenerek, o günden beri düzenli olarak Kayseri”deki medrese, türbe, mescit ve kümbet gibi tarihi yapıların temizlik ve bakımıyla uğraştığını anlatmıştı.
     Ünlü, 2007 yılında AA muhabirine, ””1994”de bir rüya gördüm. Rüyamda, şu anda yıkılmış olan Tutak Mescidi”nde oturan 3 kişi benden mescidi temizlememi ve kitapları kurtarmamı istedi. Bu isteği yerine getirdim. O tarihten bu yana da kümbet ve camilerin temizlik ve bakımlarını yapıyorum”” demişti.
    
     -35 CAMİ VE KÜMBETE BAKIYORDU 
     Mehmet Ünlü, 1992 yılından bu yana 35 tane cami, türbe ve kümbetin iç ve dış temizliğini yapıyor, şehitliklerdeki su bidonlarını dolduruyor, sabah çok erken saatlerde kalkıp, akşama kadar bisikleti ile tarihi mekanları dolaşıyordu.
     Cenazesi Melikgazi ilçesi Hisarcık Mahallesi”nde aile kabristanına defnedilen Ünlü, evli ve 3 çocuk babasıydı.
Tarih : 02.07.2009 13:23:02

http://www.kayserihaber.com.tr/giris.asp?kanal=haberler&id=9006

02/01/2009

Küslük

Filed under: Aile,Bayram,Din,Sevgi — Arslan @ 15:22

BU BAYRAM KÜSMEYE KÜSÜN

Nasil gecti anlamadik.
Bu sene günler uzadi diye korktuk ama nasil tuttuk nasil gecti anlamadik
Anladigimiz aclik ve susuzluk ac ve susuzlari hatirlatirken orucun sadece ac ve susuz kalmaktan ibaret olmadigini ic cebimizde hazir tuttuk…
Mümkün oldukca kalp kirmamaya özen gösterdik, iftar öncesi kirdiklarimizdan iftar sonrası özür diledik ve…

…Iste geldi BAYRAM

Bayram’da sadece bir kutlama degil, ziyaret baris ve bagis günüdür…
Önce ölüleri, sonra dirileri ziyaret…
Kücüklere kücük kücük bagislar, hediyeler…
Tüm küslüklere aninda son verme ve baris…

Bende bayramin en büyük anlami bu.
Tüm kirginliklarin kalkmasi ve kimsenin kimseye küs kalmamasi…
“Ben kac kere gittim o hâlâ barismıyor” dediklerinize bir firsat daha verme zamani.
Dedem öyle der “sen git günahini dök”…
Ben de dedemin diliyle diyorumki sizde gidin günahinizi dökün…

Bizim töremizde üc günden fazla küslük olmaz…
Amca, dayi, hala, teyze, eniste, yenge, yâr yâren kim varsa barisin ve bu bayram, küsmeye küsün
Yarin onun aci haberini almadan, tabutunun altina girmeden, koltugunun altina girin.

Genc yasli olana gitsin, yasli olanda yasina yakisani yapsin; affetsin.
Kücük büyüge gitsin, büyük de büyüklügüne yakisani yapsin; affetsin…
Aydin DOGAN gitse Basbakanin boynuna sarilsa “bayramdır bitirelim” dese, “yok mu” der Basbakan acaba…
ya da biz, “bak gördü sIkIyi gitti baristi” mi deriz?
Bu üc bes cig adamin tavri olur; biz “ne güzel ‘ÖRNEK deriz…

Eger iki taraf gitmiyorsa siz araya girin…
Önce iki tarafi ayri ayri ziyaret edip “O senin icin böyle böyle güzel seyler söylüyor” deyin sonra ayni tavri diger tarafa uygulayin kalp yumusatin, yumusatani siz olun…

Zaman ilactir, ve son yaradan kalan kabugu siz kaldirin…
Ne güzeldi o sarkı…;
Nasil olsa her seyin zamanla sonu yok mu..?
Ömür dediğimiz sey, küsecek kadar cok mu..?

İYİ BAYRAMLAR TÜRKİYEM

Davranışları şekillendiren…

Filed under: Din — Arslan @ 12:48

Yar. Doç. Dr. Vahit İmamoğlu ile Âkif Üzerine Bir Sohbet   


Vuslat Araştırma Ekibi

Öncelikle sormak istediğimiz bir husus var,1996 yılında yayınlanan Mehmet Akif ve inanan insan hangi seçimin bir sonucuydu,neden Âkif konusunu işlediniz ve seçtiniz
-Her şeyden önce Muhammed Âkif bilindiği üzere sadece Türkiye’de  değil bütün İslam ülkelerinde tanınan kabul edilen bir şâirdir ve bu şâir İslam şairi olarak anılmaktadır işte bizim başlangıç noktamız burası ona İslam şairi dedirten kavram ve özellik nedir.Her şeyden önce bizim Âkif’i seçmemiz O’nun inanan inandığını düşünen ve fikir olarak ortaya koyan ve aynı zamanda bu duygu ve düşüncelerini inanış ve fikre dönüşen kabullenişini yaşayışa da aksettirin bir kişiliktir bu manada bizim onu seçmemiz ön plana çıktı ama şunu söyleyeyim tabi Mehmet Âkif’le biz ilgilenirken bu ilgilenme sadece 1996’da başlamadı ben aynı zamanda Türkiye’de ilk defa Mehmet Âkif Ersoy üzerine doktora yapmış bir kişiyim din psikolojisi alanında doktoramda bu konuda olduğu için onunla  ilgili çalışmaları daha sonra geliştirdim değişik şekillerde bu kitaba da yansımış oldu.
-Âkif sizinde bildiğiniz gibi Osmanlının fikir bakımından en buhranlı bir döneminde yaşamıştır onun böyle fikri anatominin yaşandığı bir dönemde ve herkesin İslam dan şöyle yada böyle uzaklaştığı reform çığlıklarını ayıka çıktığı dönemlerde İslam’a yönelmesini ve insanları kurtuluş için İslam‘a  çağrısını neyle açıklıyorsunuz?
-Çok güzel bir soru, bilindiği üzere Osmanlı döneminin sonunda Âkif çocuktur,Abdülhamit döneminde ..,daha sonraki dönemi daha biraz daha olgunlaşmış o dönemi iyice yaşamış balkan savaşlarında ki sıkıntılarımızı yakından görmüş ve nihayet kurtuluş savaşın da Âkif hem fikirleriyle hem de bizzat bil fiil kendisi savaşa katılmış ve dolayısıyla istiklal savaşında yunanın İzmir’e doğru çekilişinde Âkif onları  takip etmiş İran Antalya’ya doğru çekilirken Burdur civarını yakıp yıkıp çekilirken Âkif halkla birlikte yunanı kovalayanlar arasında şimdi bakın burada bir samimi yapı var Akif hem fikren halkı zorluklara karşı  o zaman ki sıkıntılara karşı uyanık olamaya çağırıyor hem bizzat kendiside buna katılıyor bu yüksek imanın şuurlu bir müslümanın işi akif bununla kalmıyor akif biliyorki insanların sıkıntılarını ve azim eksikliğini gidermenin en etkili yolu onun islama dönüşüdür islamı yaşamasıdır islamı iyi bilerek hareket etmesidir bu manada akif’in safahatına bakıldığı zaman özellikle süleymaniye kürsüsü ikinci safhasından başlayarak Müslümanları ikaz ettiği onları samimiyete çağırdığı islamiyeti iyi öğrenmelerini istediği ayrıca hakkın sesleri ayet ve hadislerle bezenmiştir daha sonra akif’in bizzat  üzerinde durduğu bir mesala buradanda örnek verebiliriz safahatından özellikle  bir ayeti kerimede yine o dönemde o çalkantılı dönemin ifade etmesi bakımından mesala bir ayet bir hadisi şerif özellikle ayette ey Müslümanlar Allah’tan nasıl korkmak lazımsa  öylece korkunuz  buyuruyor ve akabinde bununla ilgili safahatına bir şiir nakşediyor. Akabinde yine çok önemli Hz.peygamberin bir hadisi şerifini alıyor diyor ki kim Müslümanların derdini kendine mal etmezse onlardan değildir diyor ve tabii o günkü Müslümanların Müslümanlıktan uzaklaştıklarını ifade etmek üzerede şiirine şöyle başlıyor.
 Müsümanlık nerde
 
 Müslümanlık nerde! Bizden geçmiş insanlık bile…
Adem aldatmaksa maksad, aldanan yok, nafile!
Kaç hakiki müslüman gördümse, hep makberdedir;
Müslümanlık, bilmem amma, galiba göklerdedir;
 
Gibi devam ediyor burada akif’in bir sıkıntısı var Müslümanlar Müslümanlıklarının Müslüman olmalarının gereğini hakkıyla yerine getirmiyorlar akif’in derdi budur bunu her dönemde hem şiiri ile hem yazılarıyla mevizileri ile hemde bizzat dediğim gibi fiili ile davranışı ile ortaya koymuş bir şahsiyet.
-         Akif’e göre insan ve Müslüman kimdir ? akif’in Müslümana yüklemiş olduğu anlam ve tanıma göre o günkü var olan İslam yorumunu beğenmediğini veya eksik olduğunu mu düşünüyor?
-         Bu konuda bilindiği üzere akif insanı en kamil varlık olarak ve bu kabul ediş yine islam’ın aslına ilmine  uygun bir kabul ediştir zira Allah insanı en değerli varlık olarak yaratmıştır.Halife olarak gönderilmiş bir varlıktır insan ama buradaki asıl problem insanın kendi değerini bilmek istiyor. İşte akif bu noktayı çok güzel yakalıyor Hz Ali’nin sözünden hareketle Hz Alide insanla ilgili bir beyti var orada diyor ki insanoğlu kendi değerini bilmez kendinin küçük bir cisim olduğunu zanneder halbuki onda ne değerler gizlidir sözünü alıyor ve şiirleştiriyor bakın nasıl diyor.
     
            Haberdar olmamışsın  kendi zatından da hala sen
            Muhakkar bir vücudum dersin ey insan fakat bilsen
            Senin mahiyetin hatta meleklerden de ulvidir
            Avalin sende finhandır cihanlar sende mahlidir
          
           İşte burada şunu söylemek istiyor akif  diyorki sen kendi değerini bilmiyorsun sende cihanlar gizlidir sen meleklerdende ulvi bir  yaratılışa sahipsin bu bilindiği üzere ayetin ruhuna uygun bir açıklama ayeti kerimede işte buna yani melekler insanın yaratılışına karşı bir tepki gösteriyorlar ama Allah’u Teala insanı yaratıyor en değerli en şerefli mahluk olarak görüyor ama insan oğluda bunun kadrini kıymetini bilmek zorunda yani kendi değerinin farkına varmalıdır. Nasıl varacak farkına ancak islami değerlerle ahlakı değerlerle bezenerek bunun farkına varabilirki akif’in söylemek istediğide budur.
- Akif’in bu yönünde eleştirilere ulaşmasındaki bilgi  kaynakları  ve beslendiği insanlar kimlerdir.
-  çok güzel  tabiki akif çocukluğunda itibaren islami bir çevrede yetişmiştir babası hoca tahir efendi fatih semtinde bilinen tanılan  alim bir zat. Ve tahir efendinin padişahın ilim sohbetlerinde bulunanlardandır tefsir hususunda özellikle etkili bir şahsiyet olduğu kabul edilir çocukluğundan itibaren akife yol gösteren önderlik eden ilk şahsiyet babasıdır fakat akif tabii daha sonra farsçasını arapçasını  mükemmel bir şekilde geliştirmiştir çevresindeki hoca efendilerden dersler almıştır bunlar arasında Selanikli esad denilen Farsça hoca haris efendiden Arapça dersler alaraktan arapçasını farsçasını ileri yüzeye  çıkartmıştır. Ayrıca akif’in edebiyata karşı ilgisi çok yüksektir ve o daha çocukluğundan itibaren işte rüştüye dönemine geçişte şirazlı hafızın divanını sadinin gülüstanını mevlevinin mesnevisini fuzulınin leylalu mucnunu adlı eserlerini okumuştur bakın büyük bir iştiyat büyük bir şevk var akif’de okumaya karşı bu noktadan alıp devam ettiğiniz zaman akif’in çevreside buna müsaid fatih semti o çevre oldukça manevi bir havaya sahip alimler var hoca efendiler var onlarla devamlı birlikte olmak akifide o yöne çekmiştir ama akif kendini yetiştirmiştir akif sadece dini bilimlerde değil akif tabii bilimlerdede ön saftadır bu bilindiği üzere akif o zamanın adı ile baytar mektebi bu günün adı ile veteriner fakultesini bitirmiş bir kişidir ve yıllarca çevresinde baytarlık yapmıştır taa arabistana kadar gitmiştir anadolunun değişik yerlerinde bu  görevi icra etmiştir  sonra hocalığa başlamıştır dersler vermeye başlamıştır ama kaynak olarak akif’in islami yapısına onun ruhuna etki eden asli unsurlar hiç şüphesiz kur’an’ın asli kaynaklarıdır o söylediklerini bütünü ile merizilerine bakın kur’anı kerimle başlar ya ayetlerle alır şiirlerini tamamlar ya hadisi şerifleri alır şiirlerini tamamlar böylece asli kaynakları kur’an ve hadis diyebilirsiniz ve İslam alimlerini de çok yakından bilir hepsini okumuştur felsefe dünyası da geniştir dolayısı ile bir değişik yönlerden bakıldığında belki o zamanı şartları ile dört dörtlük bir kişi ile bir alimle bu manada bir şairle bir yazarla karşı karşıya diyebiliriz.
- Akif bir topluğun varlık şartını ahlaki yapılanmasında görür bu günkü nesiller için akif’in hayal ettiğ nesil nasıl bir nesildir.
- Bilindiği üzere Akif yaşantı olarak bütünü ile ahlakı yaşantıyı sergiler bu hem kendi yaşantısı hem de  ifade ettiği insanları özellikle genöleri yönlendirmede kullandığı bütün ifadeler ahlakı ifadelerdir mesela Akif iki yüzlüleri hiç sevmez en kızdığı şey iki yüzlü olmaktır fakat yaşı ilerledikçe şöyle der iki yüzlüleri sever oldum çünkü yaşlandıkça yirmi yüzlü insanlar gibi hep görmeye başladım  doğru sözlüdür doğru olsun sözüm odun gibi olsun onun ifadesidir  Akif doğrudur verdiği sözde durur verdiği sözün herkes tarafından tutulmasını ister ve riyaya iki yüzlülüğe oldukça karşı çıkar Akif’in safahatında aslında ahlakı yaşantıya örnek olarak verdiği insan tipi metanetli dinamik ülkenin geleceğine yönelik olarak gördüğü insan tipi “asım” işte asım’ın neslini ifade ederken de bu ahlaki özellikleri içerir ve tabii ona nasihatlerde bulunurken en önemli nasihatlerinden birisi taklitten uzak olmasıdır kendi olmasıdır islami benimsemesidir islami önemsemesidir yaşantısını bizim geleneğimiz töremiz ananemiz kültürümüze göre şekillendirmesidir islami kültüre ve tabii mesala şiirinde bizim en çok kullandığımız beytinden bir tanesi derki garbın Japonları ifade ederek garbını almışsa herif ilmini almış yalnız bakıyorsun eli sanatlı fakat tırnaksız o dönemde de Akif zamanında da Japonlar en çalışkandır onun için akif için önemli olan gençlerin çalışmasıdır doğru olmasıdır metanetli olmasıdır dirayetli olmasıdır taklitten uzak olmasıdır ve inançlı bir nesil olmasıdır bütün şiirlerinde işlediği budur ve sonuçta yine asımla isterseniz bu konuyu sonuçlandıralım asım şiiri safahatın biliyorsunuz altıncı kitabıdır  ve burada derki gençlere hitap ederek doğrudan doğruya onları yönlendirmeye çalışır ve şöyle der.
 
Sade garbın yalnız ilmine dönsün yüzünüz
O çocuklarla beraber  gece gündüz didinin  
Giden üçyüz senelik ilmi sık elden edinin
Fen diyarından sızan nami cenai pınarı
Hem için hem getirin yurda o nafi suları
Aynı membaları ihya için artık burada kafanız işlesin oğlum ……………….
 
Der tabii burada bu şiirde kastettiği açıktır dışardan bilgi olarak size faydalı olan ne varsa alacaksınız ama onu kendi yurdunuzda aklınızı da kafanızı da kullanarak  en faydalı bu vatan için bu millet için en faydalı hale getireceksiniz işte gençlere övgü budur yönlendirmesi budur asım’ın belki ana fikride budur.
- Çok önemli gördüğümüz bir hususta Akif’in kader yorumlamasıdır sizce batı toplumunun  gelişmişte gölgesinde kalan Müslümanların akalet içerisinde olmalarının mevcud kader anlayışların damı  görüyordu Akif’in kısaca kader anlayışı nedir?
- Akif müslümanın  karekterini yaşantısını çizerken kullandığı kavramlardan birisi kader kavramıdır hiç şüphesiz günümüz müslümanı kaderi yanlış anlamıştır dünde öğle idi bugünde bu yanlışlık devam etmektedir işte ogün kaderi tanımlarken Akif kendi şiiri ile şöyle der kader şeraiki mevcud olupda meydanda zuhura gelmesidir mümkünatın ayarlar……………  Buna göre yani şeraati mevcuddur Allah tarafından bilinen bir şeydir o Allah tarafından bilinen özelliklerin mejdana gelmesidir zuhura çıkması açığa çıkması halidir işte buna inanmak önemli fakat kader anlayışını cüzi ve küllü irade doğrultusun dada  ele alırlar Mehmet Akif bunu belirlerken insanoğlunun cüzi iradeyi Allah’ın kendine vermiş olduğu iradeyi bir tarafa bırakarak her şeyi Allah’a affetmesini yanlış işler bunun sonucunda hiçbir şey yapmadan kadere belli şeyleri atmak ve ona boyun eğmek müslümana yakışmaz der yazılarında bunu işler ve en önemli noktada kaderle birlikte tevekkül anlayışını vurgulamaktır Akif tevekkül anlayışında şunu söyler hiç çalışmadığı halde nasıl olsa Allah verir benim kaderimde eğer varsa ben aç kalmayacaksam kalmam Allah beni yaşatır gibi bir yaklaşım söz konusudur halbuki akif bu manada şuna karşı çıkar tevekkülü müslümanın yanlış anladığını söyler  ve derki tevekkül müslümanın veya insanın çalışması çalıştıktan sonra Allah’ı vekil tutması aksi taktirde diğer anlayış yanlış anlayıştır işte bu manada kaderle ilgili çok önemli bir tesbiti var Müslümanların fakirleşmesi  miskinleşmesi Müslüman ülkelerde geriliş bunlardan bahseder ve bu gerilik kalmanın altında yanlış kader anlayışı ve tevekkül anlayışlarında derki kadermiş öylemi haşa bu söz değil doğru belanı istedin Allah’ta verdi doğrusu bu bir hikaye anlatıyor işte insanoğlu her şeyi Allah’a affediyor affediyor sonunda bir cezaya uğruyor belaya uğruyor işte kendisi çalışmıyor tabii şiirinde bunu işliyor ve akabinde böyle bir sonuçla karşı karşıya kalıyor bu çok tabidir halbuki Allah insana verdiği aklı kullanacak ve sonuçta onun başarıya ulaşması için Allah’ı vekil tutacak Allah’dan dileyecek ona dua edecek umulurki o manada oda başarıyı getirecektir dolayısıyla kader anlayışını ortadan kaldırmada en önemli nokta çalışmak çalışmak noktasında da  bizzat Akif insanoğlunun aklını kullanmasını bedenini kullanmasını çalışmasını ister ve derki bekaiyi hak tanıyan saği bir vazifebil eğer beka yani geleceğini düşünüyorsa onu hak olarak kabul ediyorsa çalışacak ve Allah’da ona verecektir ve aksi taktirde çalışmanın dışında insan için hiçbir şeyin olmadığını söyler ve vurgular diğer Müslümanların bu manada kaderi yanlış anladığını ifade eder.
- Hocam son olarak Akf’in temsil ettiği misyon bugün temsil ediliyormu ? Akif’in sahiplendiği değerler toplumumuz tarafından yeterince  sahipleniliyor mu?   
- Evet çok güzel bir soru buda bilindiği üzere Akif samimi Müslüman samimi Müslüman olmak kolay bir iş değildir dolayısıyla günümüzde akif gibi olmak isteyenler şüphesiz  var gibi yani hem derinden duyan hem düşünen hemde yaşayan insan gibi mutlaka vardır fakat aynı zamanda bu özellikleri yansıtan bir kitleyi yönlendiren hatta kitleleri yönlendiren çok fazla görülmüyor bilindiği üzere akif şairdir milli şairdir birde İslam şairi bakın bunu unutmayalım İslam şairi olmak kolay değildir İslam şairli ile arabistanda hakkında tez yazılmıştır Akif’in mısırda akif kendisi kahire üniversitesinde  ders vermiştir   akif orada İslam şairi olarak kabul görmüştür ben bizzat gittim oradaki çevresiyle ordaki insanların ona nasıl yaklaştıkları görmeye değer Akif böyle bir insandır ve dolayısıyla akif’te bir ideal vardı bu gün o idealı bulabilirmiyiz bilmiyorum akif’in İslam birliği ideali vardı İslam birliği ideali gerçekleşmiş olsaydı bugün şu gördüğümüz Müslüman ülkelerin birbirine karşı olan olumsuz tavırları olmamalıydı çünki Müslüman müslümanın kardeşidir Müslüman müslümanın derdi ile dertlenir hali ile hallenir onu anlamaya çalışır yani mutlaka her derdine çare olamasada olabildiği kadar ona yaklaşır en azından köstek olmaz istediği budur ve akif bunu yaparken İslam birliği idealinde bunun lokomotifinin Türkiye olmasını Türkler olmasını ister çünki en güçlü gene biziz bu manada islamın bayraktarlığını yapma ve yönlendirme açısından fakat ne yazık ki akif’in İslam birliği ideali gerçekleşmemiştir bugünde yoktur görüyoruz İslam ülkeleri hem kendi içinde çatışıyor hem farklı ülkeler tarafından zaman zaman sömürülüyor sıkıntıya sokuluyor ama Müslüman ülkeleri zaman içinde ……………………..akif’in istediği işte samimi müslümanın bu samimiyetini ifade edebilmesidir bu bir idealdir İslam birliği ideali fikirde düşüncede duyguda yaşantıda ve karşılıklı ilişkilerde birlik halinde destekli olarak yaşamak hilafeti maalesef  bugün  komutan olarak bulunuyoruz diyemez .
- Hocam milli şairimiz dediniz milli şairimiz dediğimiz akif’e yapılan Osman
- akif öyle bir şahsiyet ki onun şiiri, safahatı günümüze kadar karalanmadan gelen bir kaynak eser ve bakın halk o kadar benimsemiş ki yapılan tespitlerde safahat adlı kitabı bu gün Türkiye de en fazla baskı yapan biliyomusunuz safahat türkiyede en fazla baskı yapan kitap dır niçin çünki benimsenmiştir dolayısıyla akif’in size karşı olumsuz tutumlar olabilir kasıtlı tutumlar dünde vardı ama genelde akif Müslüman ülkeler tarafınfan ve Müslüman türk dünyası tarafından kabül görmüş bir şahsiyettir ve bunun en güzel örneğide istiklal marşı ile de ortaya konmuştur istiklal marşımız her resmi toplantıda ve diğer toplantılarda işte baş tacı edilmektedir inanan ve inanmayan bütün insanımız onu bağrına basmaktadır o manada akif’in belli bir yeri vardır  bir değeri vardır bu günde o değer devam etmektedir diye düşünüyorum.    
 

Theme: Rubric. WordPress.com'dan blog alın.

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.

Join 967 other followers