Arif Molu’ nun şahsında tecessüm eden “Ağa” asâleti, bu insanların, ne şartlar altında ve ne şekilde olursa olsun, başkalarının huzuru için, nefislerinde duydukları acıları bala tahvil etmenin çarpıcı tezahürleriyle doludur. Bir gün, içlerinde Darsıyak’ lı Hacı Mahmut Bey’in bulunduğu, Kayseri’ li seçkinlerden, oluşan bir kalabalık, Molu’ ya, Arif Bey’i ziyarete giderler. Saygıdeğer konuklar, pencereleri geniş avluya bakan odalarda ağırlanmaktadırlar. Bu arada ilahi bir raslantı başgösterir. Arif Bey’in çoktan beri hasta yatan oğlu Cafer, ölür. Yaslı baba, konuklarının neş’esini kaçırmak istemez. Ev halkından, çığlıklarını, göğüslerinin derinliklerinde boğmalarını rica eder. Hıçkırıklar boğazlarda düğümlenir, kimseden çıt çıkmaz. Evin arka duvarı yıktırılır, cenaze oradan çıkarılır, kaldırılır. Konuklara bir şey sezdirilmez. (Ahmet KAPLAN) Erciyes’in Eteğinden Geçenler, Kayseri Ticaret Odası Yayınları:28, Ocak 2000, Kayseri Sayfa:101
02/07/2009
Tahtımı veririm ama..
1792 tarihinde Rus Ordusu Polonya topraklarına girdi!… Üç yıl sonra Lehistan üçüncü kez parçalandı ve Rusya, Prusya, Avusturya tarafından paylaşıldı!… Polonya’nın işgali ve bağımsızlığının sona erdirilmesini tanımayan tek devlet Osmanlı İmparatorluğu oldu. Denilir ki; Padişah yabancı diplomatları kabul ettiğinde, hep Lehistan elçisini sorar, bunun üzerine sadrazam, usulca yaklaşır ve herkesin duyacağı şekilde, padişahın kulağın şunu söyler: Lehistan elçisi yoldadır, ancak gelişi, yollardaki müşkülat yüzünden gecikmiştir…Bu Türk’ün Leh ulusuna olan sevgisinin somut bir tazahürüdür. Şu rivayet de çok yaygındır ve Leh ulusunun büyük çoğunluğu tarafından bilinir: Osmanlı atlıları Vistül Nehrinde su içince, Lehistan kurtulacaktır… İstanbul, uzun yıllar Polonyalı göçmenlerin en önemli yerleşim merkezi oldu. Türkler, yurtsever Leh’lere, Türk Yurdunu daima açık tuttular; onlara yurt kurabilecekleri toprak verdiler; yardımlarda bulundular. 1774’de Rusya ile imzalanan Küçük Kaynarca Antlaşması’na göre, bu göçmenlerin Rusya’ya iadesi gerektiği halde, anlaşmanın o maddesi uygulanmadı. XIX. yüzyılda, baskı altındaki Polonyalılar ayaklanma hazırlıkları yaptılar; 1831, 1848 ve 1863’de gerçekleştirilen ayaklanmalar, Polonya tarihinin önemli olayları arasında yer almakla birlikte, Türk tarihini de yakından ilgilendiriyordu. Bu ulusal ayaklanmada başarı sağlayamayan devrim liderleri, başlarını ancak Osmanlı Devletine sığınarak kurtarabildiler. Bunların bir kısmı İstanbul’a geldikten sonra da mücadelelerini sürdürdüler. Rusya ile Avusturya, bu mültecilerin iade edilmesini ısrarla talep ettiler; ama zamanın Osmanlı Padişahı Abdülmecit, bu talepleri reddederken şu sözü de dünya üzerinde yankılandı: “Tahtımı veririm; fakat devletime sığınanları asla geri vermem!…”
26/01/2009
Zeybekliğin Kuralları
Zeybekliğin Kuralları
Ali Haydar Avcı
Toplumda düzen bozulur, bir kez hak elde edebilmek zora ve güce dayanırsa orada “dağların yasası” egemen olur. Dağ yasalarının sahipleri ise bellidir: Dağlarda iç içe yaşayanlar… Zeybekler de bunlardan bir kesimidir.Şurası bir gerçek ki, insan koşullarının ürünüdür. Bir dönem sonra koşullar kaçınılmaz olarak yaşam biçimini ve kuralları belirler.
Efe, yiğitliği, mertliği, cömertliği, korkusuzluğu, sabırlılığı, yardımseverliği, olgunluk örneği davranışları, olayı değerlendirme ve silah kullanmadaki yetenekleriyle çetedeki zeybek ve kızanlara sürekli örnek olmak durumundadır. Çünkü her yerde gözler kendi üzerindedir. Çevresindekileri yeterince etkileyemeyen, gerektiği gibi çekip çeviremeyen, yani yönlendiricilik ve yöneticilik görevini en iyi şekilde yerine getiremeyen efelerin etkili olma şansı yoktur. İncelediğimiz örneklerde efelerin genellikle bu niteliklere sahip ve sezgilerinin oldukça güçlü olduğu görülmektedir.
Efenin haberi ve izni olmadan hiçbir zeybek ve kızan çeteden ayrılamaz, kendi başına iş yapamaz. Çünkü çok önemli, kendileri için can alıcı öneme sahip sırları paylaşmışlardır. Sığınakları, yatakları, kendilerine yardım edenleri, çetenin konumunu, zayıf ve güçlü yanlarını, gezdikleri coğrafyayı, giriştikleri eylemler iyi bilmektedir. Bu nedenle ayrılıklarda mutlaka efenin izni ve onayı gerekir.
Efeler bekâr olan kızanlarını ve zeybeklerini genellikle kendileri evlendirirler ya da evlenmelerine izin verirler. Bu durumda masrafları genellikle efe karşılar. Efeler, zeybek ve kızanlarının düğün törenlerinin şanlı şöhretli olmasına özen gösterirler. Çünkü bu durum aynı zamanda kendi şanlarını artırır.
Batı Anadolu bölgesinde bu gelenekleri yaşam biçimi haline getirmiş birçok efe zeybek vardır. Bunlar yaşadıkları dönemlerde toplumu da önemli ölçüde etkilemişlerdir.
Efelerin kendi aralarındaki ilişki ve iletişimde uydukları ilginç törelerden biri de “davet” olayıdır. Efelik töresince bir efe, başka bir efenin davetini mutlaka kabul eder. Kabul etmezse bu efelik töresince ayıptır, korkaklık sayılır. Yiğitliğe yakıştırılmaz. Nitekim Çakırcalı Mehmet Efe ile arası iyi olmamasına, aradaki adı konulmamış gizli bir rekabete rağmen Pusluoğlu Mehmet Efe, Çakırcalı’nın davetini kabul etmiştir.
Yine efelik töresine göre, bir efe oturma anında diğer efeye tüfeğinin ucunu çevirirse bu, “Sen sensin, ben de benim” demektir. Herhangi bir kalleşlik yapılacak, pusu kurulacak, mertliğe sığmayan olumsuz bir girişimde bulunulacak olursa, karşılığı silahla verilecek anlamına gelir. Bu durum güvensizliğin, kuşkunun ve tedirginliğin belirtisidir. Dostça olmayan bir davranış olarak kabul edilir.
Dostça bir davranış sayılmayan bu davranış biçimi, daha çok birbirinden çekinen zeybeklerin davranışıdır.
Zeybekler aradıkları kişileri kendi deyimleriyle “öküzün boynuna bile girse” mutlaka arar bulurlar. Gerekli dersi verirler. Bunlar, genellikle kendilerine ve halka düşmanlık eden kişiler, vurguncular, tefeciler, ihbarcılar, ırz düşmanları, sömürücüler, hak hukuk bilmeyen ağa ve zorba takımıdır.
Diğer bir ilginç davranışları da ölüm karşısındaki soğukkanlı tutumlarıdır. Ölüme aldırmayan, korku duvarlarını aşmış insan, ölümün kendisidir. Zeybeklerin kendi aralarında “Alıcı kuşun ömrü az olur” denir. Onlara göre, “Yiğit olan yiğit yaşadığı günün hesabını yapmaz.” Ölümden korkup da işinden geri durmaz. Sorun “alıcı kuş” olabilmektir. Bu nedenle olsa gerek “Zeybek yatak ölümü göremez” derler.
Geleneği, yazgıyı değiştirmek zordur. Kendilerine göre, zeybeğin de sonu, ya bir kurşun, ya bir tuzak, ya da bir çatışma ve vuruşma sonunda ansızın gelen ölümdür. Kendileri en azından iç dünyalarında buna inanır, buna hazırlanırlar.
Zeybeklik töresince efeler, yolsuzluğun ve haksızlığın yapıldığı yerde ezilen insanların hakkını korumakla yükümlüdür. Halkı soyanlardan, ağalardan ve tefecilerden aldıklarını ihtiyaç sahiplerine dağıtırlar. Zorbalarla, soyguncularla, “çakal” ve “çalıkakıcı” dedikleri çapulcularla mücadele ederler. Halkın gözünde efeler, iyinin dostu, kötünün düşmanıdır. Hak severdir. Doğruluğun yanındadır.
Efeler bu töre ve gelenekte dolayı halk yığınlarınca “hak arayan kahramanlar” olarak algılanır ve efsaneleşirler. Haklarında övgü, özlem ve gurur dolu başkaldırı ve sevda türküleri, destanlar yakılır. Bu türküler halkın sazında ve sözünde, dilden dile, telden tele dolaşır durur. Olayın derinlemesine incelediğimizde bu özellikleri taşıyan birçok efe ve zeybeği görebiliriz.
Sözgelimi yıllar yılı yoksul köylüler, göçebeler, ezilen halk kesimleri Çakırcalı Mehmet Efe’nin şahsını, kendilerinden vergi ve asker almaktan başka bir şey yapmayan, üstelik de çoğu zaman baskı uygulamaktan, kıyımdan, sürgün etmekten çekinmeyen Osmanlı yönetimine karşı koruyucu gibi görmüşlerdir.
Karşılıklı dayanışma gereği Çakırcalı’da bu kesimlerden desteğini esirgememiştir. Bundan dolayı adı “Büyük Efe”ye çıkmış, ölümünden sonra bile yıllarca “Büyük Efe” olarak anılmıştır. Çakırcalı’nın “Kahpe Osmanlıya güven olmaz” diyerek yıllarca mücadele edebilmesinin, ayakta kalabilmesinin en önemli nedenlerinden biri de bu bütünleşmedir.
Birçok deneylerden geçmiş, kısa sürede nice yoğun olaylar yaşamış olan zeybekler, ağırbaşlı kâmil, temkinli insanlardır. Verdikleri sözü mutlaka yerine getirirler. Aralarında yalan söyleyeni, düzenlerine uymayanı barındırmazlar. Sululuktan, saygısızlıktan hoşlanmaz, övünmeyi ve kendini beğenmişliği sevmezler. Az ve öz konuşurlar.
Sözgelimi Kurtuluş Savaşı anıları sorulduğunda kısaca “Biz vazifemizi yaptık” biçiminde konuyu geçiştirmeleri, onların bu alçakgönüllü, sessiz ve derin tavırlarının göstergesidir.
Değindiğimiz konular dışında, bir de efe ve zeybeklerin toplum tarafından onaylanan, kendilerine saygı ve sevgi oluşumunun temellerinden biri olan davranış biçimleri vardır. Sözgelimi efeler, yüksek fiyatla mal satan tüccarlara çok kızarlar. Böylelerine rastladıklarında haksız kazanç sağladıkları gerekçesiyle, kumaşları arşın yerine kargıyla ölçtürürler, tartıda ise malları okka yerine batmanla çektirirlerdir. Böylece haksız kazancın acısını çıkarır, onlara ders verirlerdi. Bazen de köylerde çeşme yaptırırlar, çeşme oluklarını, su yollarını tamir ettirirler, kuyular açtırırlar, köy odalarının bakımını ve onarımını yaptırırlardır. Yoksullara yardım, kimsesiz gençlerin çeyizini düzmek zaten genel karakterleridir. Bu özellikleri yüzünden köylü, zeybekleri kendisine yöneticilerden daha yakın sayar; alacak, verecek, tarla sınırı, evlilik gibi anlaşmazlıklarda bile efelerden hakemlik etmesi istenirdi. Bilinirdi ki, efeler haksızlık yapmaz, taraf tutmaz, tartıda ayarı kaçırmaz. Efeler beğenmedikleri, halkın onaylamadığı, kendilerine uygun düşmeyen muhtar, din adamı ve korucuları değiştirirlerdi. Yöneticilerin elinden bu konuda bu yeni atananları onaylamaktan başka bir iş gelmezdi.
Zeybekler tanımadığı, güvenmediği evden su içmez; bilmediği, tehlikeli kabul ettiği yoldan geçmezdi. Bir yerden bir yere gidecekleri zaman sürekli yön değiştirirler; izlerini, gittikleri yeri belli etmemeye özen gösterirlerdi.
Zeybeklerin kayıtsız şartsız uydukları bu kurallar dışında bazı kesimlere karşı öfke ve kızgınlarını sergiledikleri değişik davranış biçimleri vardır. Bunların dışında paralı asker olan ve çoğunlukla zeybekleri takip etmekle görevlendirilen zaptiyeler gelirdi. Bir arada bulunduklarında söz konusu edildiğinde zaptiye kesiminden “kahpe dinli”, “Osmanlı köpeği” gibi aşağılayıcı deyimlerle bahsederlerdi. Buna karşılık, zorunlu askerlik görevini yerine getiren askerlere karşı daha yumuşak ve hoşgörülü davrandıkları, zorunlu kalmadıkça onlarla çatışmaya girmekten, onları vurmaktan kaçındıkları da bilinen bir durumdur.
Efe ve zeybekler kendi aralarında kuş ötüşü, ıslık, çeşitli hayvan seslerini taklit gibi bazı özel haberleşme işaretleri ve yeri geldiğinde yalnız kendilerinin anladığı söz ve deyimler kullanırlar, güvenlik amacıyla günlük parolalar tespit ederlerdi. Bu özel işaretleri ve parolaları kendilerinden başka kimse bilmezdi.
“Bir posta iki aslan sığmaz” ya da “İki koç başı bir kazanda kaynamaz” diyen büyük efeler, aynı zamanda, aynı dağlarda bulunmazlardı.
12/01/2009
Misafire zarar verilmez!
Ulu Hakan’a Reva Görülenler 4
09 Nisan 2007 Pazartesi | 13:17
Saray da yapılan misafir hazırlıkları, diğerlerine benzemiyordu. Ulu Hakan Abdülhamid Han’a hal kararını bildirecek olan misafirler için hazırlanıyorlardı. Aslında devletin selametine ve bekasına darbe vuracak olan ekibi bekliyordu saray. Abdülhamid Han’ın hal edileceği haberi, kısa sürede sarayda yayılmış, herkesi üzüntü ve endişe kaplamıştı.
Heyetin gelmek üzere olduğu haberi üzerine telaş biraz daha arttı. Herkes teyakkuzdaydı. Herhangi bir mukavemet emri almamışlardı ama hertürlü ihtimali de düşünmüşlerdi. Heyet, yanlarına aldıkları bir grup askerle, sarayın kapısından girdiklerinde bütün saray çalışanları ve saray halkı delici bakışlarla, gelen heyeti süzüyordu. Herkes son bir ümit padişahtan haber beklediler. Bir işaret, bir emir ama o emir gelmeyecekti.
Heyet, sanki davete gelmiş gibi yavaş yavaş, sarayın avlusundan geçip kapının önünde durdu. Kapılar açıldı, askerler atlarından indi. Heyet askerlerin korumasında arabadan indi ve kapının önünde durdu. Cevat Bey gelenlere göz gezdirdikten sonra, heyete döndü.
- Buyrun beyler hoşgeldiniz. Padişahımız sizi beklemektedir. Yalnız askerler geri kalsınlar.
Heyet biran için itiraz edecek oldu ama Cevat Bey onları susturdu.
- Merak buyurmayın beyler. Sizin için bir tehlike yoktur. Bilirsiniz törelerimizde misafire zarar verilmez. Buyurun lütfen, padişahımızı bekletmeyelim.
Askerleri geride bırakarak Cevat Bey’in peşinden saraya girdiler. Abdülhamid Han’ın bulunduğu odanın kapısına geldiklerinde Cevat Bey, beklemelerini söyledi ve kapıyı tıklatıp içeri girdi.
Abdülhamid Han makamında oturuyordu. Cevat Bey selam verdikten sonra gelenlerin haberini verdi.
- Efendim, Millî Meclis’ten heyet geldi, sizi görmek istemektedirler.
- Heyet’te kimler vardır Cevat Bey.
- Efendim, Arnavut Esat Toptanî, Laz Arif Hikmet Paşa, Ermeni Aram Efendi ve Yahudi Karasu Efendi.
Abdülhamid Han’ın yüzünde acı bir gülümseme belirdi ve anlayabileceklerin yüzlerinde kırbaç etkisi yapacak şu sözleri söyledi.
- Bir Türk padişahına ve İslam halifesine hal’ kararını bildirmek için bir Yahudi, bir Ermeni, bir Arnavut ve bir nankörden başkasını bulamadılar mı? Takdir Cevdet Bey Takdir. İçeri buyur et misafirleri, bakalım neyi nasıl derler.
Heyet içeri girdiğinde, padişahı görünce bir an irkildiler. Abdülhamid Han sert bir şekilde onları süzmekteydi. Heyetin verdiği selamları alıp, karşılık verdikten sonra konuşmaları için işaret etti. Fakat heyette kimse konuşmaya cesaret edemiyordu. Padişah onları bakışlarıyla ezmişti.
Başta duran Arnavut Esat Toptani, bir an cesarete gelip, futursuzca ve terbiyesiz bir uslupla, korkularını yenmek için bağırdı.
- Kararı açıklıyorum, Millet seni azletti.
Abdülhamid Han, sert bir bakışla Esatp Toptani’yi ezdikten sonra, vakur bir ifadeyle konuştu.
- Yanlış anlamadıysam hâl’ettik demek istiyorsunuz. Ben Türklerin ve Müslümanların hâlifesiyim. Hâl’ edecekse beni onlar hâl’ etmeliydi. Sen yahûdîsin!, sen ermenisin!, sen nankörsün!”
Son kelemesini öyle bir sert şekilde söyledi ki; saray bu sözle yankılandı. Heyet ister istemez, bir adım geri atmak zorunda kaldılar. Hepsinin yüzlerinden şaşkınlık ve korku okunuyordu. Biran ne yapacaklarını şaşırdılar ve kalakaldılar. Abdülhamid Han sözünün devamında, üç kere; “zâlike takdîru’l azîzil alîm” (Azîz ve kâdir olan Allâh’ın takdiridir.) dedi. Bunu o kadar derinden söyledi ki; saray da, ordu da bu sözden ötürü titredi.
Heyetin içinde kendini ilk toplayan, Arif Hikmet Paşa oldu. Padişahtan izin isteyip elindeki fermanı okumaya başladı.
- ‘İmam-ı Müslimin olan Zeyd bazı mesail-i mühimme-i şer’iyyeyi Kütüb-i şeriyyeden tayy ü ihraç ve kütüb-i mezkûreyi men ü hark ü ihrak…’
Fetvada ‘Kütüb-i şerr’iyeyi hark ü ihrak’ yani şerî kitapları yırtıp yakma sözleri geçince, Abdühamid Han bir anda celallendi ve yüksek sesle Arif Hikmet Paşa’ya seslendi.
- Ey şaşkın! Ben hangi kütüb-i şeri’yyeyi yakmışım ki, bana bu suçlamalarda bulunursunuz. Haşa! Kesinlikle böyle bir hareketim vuku bulmuş değildir.
Abdülhamid Han’ın bir anda parlaması, Arif Hikmet Paşa’nın gözünü korkuttu. Yardım istercesine diğerlerine baktığında onların da aynı durumda olduğunu gördü. Kendini toplayıp, titrek ve korku dolu bir sesle fetvayı bitirdi.
- Bu kararı hangi makam vermiştir Arif efendi.
- Meclis-i Millî padişahım.
- Ya… öyle mi, Meclis-i Milli demek ki.
Abdülhamid Han bir müddet Arif Hikmet Paşa’yı süzdükten sonra, tarihe altın harflerle yazılacak şu sözlerini söyledi.
- Otuzüç sene millet ve devletim için, memleketimin selâmeti için çalıştım. Elimden geldiği kadar hizmet ettim. Hâkimim Allah ve beni muhakeme edecek te Resulullahtır. Bu memleketi nasıl buldumsa öyle teslim ediyorum. Hiç kimseye bir karış toprak vermedim. Hizmetimi ancak Cenab-ı Hakk’ın takdirine bırakıyorum. Ne çare ki düşmanlarım bütün hizmetlerime kara bir çarşaf çekmek istediler ve muvaffak oldular. Sizleride buna alet ettiler.
Heyet darbe üstüne darbe yiyordu. Bu darbeyle bir kere daha sallandılar. Korku ve endişe ile bekliyorlardı.
08/01/2009
MİSAFİRPERVERLİK
|
Türk Milletinin temel değerlerinden biriside misafirperverliktir. Misafirperverlik; konuğa verilen önem, değer ve yaklaşımdır. Türkler de misafir ağırlamak, misafire verilen değer ve ona yüklenen anlam oldukça önemlidir. Türklere göre zorlu hayat koşulları karşısında insanların misafirperverlikleri sayesinde yaşamları kolaylaşır, ilişkileri gelişir ve kendilerini güvende hissederler. Misafirperverlikle ilgili çok eskiden yaşanmış bir iki olayı örnek vermek istiyorum. Yaşlı teyze anlatıyor: “Biz misafire, misafir ağırlamaya çok alışıktık. Bir gün, “Bugün misafir gelmedi başım ağrıyor” demişti anneannem. Bu lafı söyledikten biraz sonra bir atlı kapıyı çaldı. Anneanneme bunu söyleyince sevindi. Gelen bir Ermeni’ydi. Babamın samimi arkadaşıydı. Onu ağırladık, derken bir komşu dedi ki, “Bu Ermeni’ye bu hürmet niye?” babam da “Bu eşiği aşanın, aşıpta içeri girenin, dini, imanı, kim olduğu, nerden gelip nereye gittiği sorulmaz” demişti. Gözlerim hala yaşarıyor. Yine çocukluğumda, köyümüzde bir düğün vardı. Bizde ona gideceğiz. Mart sonu, her taraf çamur çaylak, derken kapı çalındı, bir dilenci. Ayağını çıkarıp girdi. Babam ayaklarını yıkadı sofraya buyur ettiler. Babam ve annem kilere gittiler. Çocukluk bu ya merak edip bende arkalarından koştum. Babam anneme dedi ki; ”Eğer ona ayrı bir sofra kursaydın, bu gece seni boşayacaktım”.” Sanırım bu anlatılanlar, Türk Milletinin misafirperverlikle ilgili düşüncelerini açıkça ortaya koymuştur. Bazı yörelerde, “Şöhret için keskin kılıç ve kırk sofra gerekir” denir. Toplumda kabul görmenin bir yoludur misafirperverlik. Türkler misafir ağırlarken her şeyin eksiksiz olmasını ister. Hizmette kusur asla affedilmez. Aksi bir durumda mahcup olacaklarını düşünürler. Her evin mutlaka bir misafir odası vardır ve sürekli olarak hizmete hazırdır. Misafir her zaman el üstünde tutulur. Odaya girdiği zaman büyük küçük herkes ayağa kalkar. Evin büyüğü, misafire oturması teklifinde bulunur, o da karşısındaki büyük olduğu için ona oturmasını teklif eder ama bu teklif bölümünü ev sahibi kazanır. Misafir oturmadan kimse oturmaz. Misafirin geleceği önceden biliniyorsa, evdeki havlular değiştirilir. Evde misafire özel saklanan terlik kapının girişinde hazır bekletilir. Yemekte günlük kullanılan çatal kaşığın yerine, hanımların özenle sakladıkları takımlar kullanılır.
|
07/01/2009
Misafire El Kaldırılmaz
Töremizde yok
Hıncal Uluç
- Antalya’daki olaylar ayıp, utanç verici. Türk’ün töresinde misafire el kaldırmak yok, Tanrı misafiridir. Kan davalının evine sığınırsın
- Türkiye kritik günler geçiriyor. Her gün bir şeyler oluyor. O kadar tahrike açık, gerilim içindeyiz ki… Fitil ateşlenebilir bir maçta
- Özgener federasyonu ‘Türk futbolunu yönetmeye layık mı, değil mi’ 1. haftadan anlayacağız. Bu olaylar geçiştirilirse işin sonunu alamayız
Sezonun ilk haftasında yine olaylar vardı. Gaziantep’te taraftarlar birbirine girdi. Antalya’dan hoş olmayan görüntüler geldi. Önce saha dışında taraftarlar kapıştı ardından protokol hedef seçildi. Özgener federasyonu Türk futbolunu yönetmeye layık mı değil mi daha 1. haftadan anlayacağız. Bu iki maç öncesinde ve maç devamında olan olaylar soruşturulur, sorumlular ortaya çıkarılır ve en ağır cezalar alırlarsa mesele yok. Ama geçiştirilirse bu işin sonunu alamayız. Antalya’daki olaylar ayıp, utanç verici. Türk’ün töresinde misafire el kaldırmak yoktur. Tanrı misafiridir. Kan davalının evine sığınırsın; eğer ölümden korkuyorsan. Çünkü o evde olduğun sürece sana el sürülmez. Kapıdan dışarı çıktığın zaman öldürecek olan adam seni evindeyken bakar ve besler. Sabahleyin kahvaltını, akşam yemeğini önüne koyar. Türk töresi bu… Türk’ü, Türk yapan töre bu… Bir misafir kulübün başkanına, hem de açılış maçında, daha ortada fol yok yumurta yok, saldırıyorsun. Yıldırım Demirören’in Antalya ile ilgili bir tane kötü lafını hatırlıyor musunuz? Oraya gelmiş, oturmuş sessiz sedasız… Aziz Yıldırım gibi de değil kendi halinde maçı seyrediyor.
1- Sen bu adama saldırıyorsun.
2- Hakeme sövüyorsun.
3- Beşiktaş’a sövüyorsun. Niye anons yapılmadı bilemiyorum. O hakemin anons yaptırması lazım. Kendisine sövdüler çünkü. Korolar halinde, en iğrenç şekilde sövüldü hakeme… Sesini çıkartmadı. Böyle başlayacaksa Türk hakemleri yandık. Onun için anons yaptırmayan maçın hakemi dahil; federasyonun bu işi çok iyi sorgulaması lazım. Maçtan önceki olaylar da çok kötü işaret. Türkiye çok kritik günler geçiriyor. Her gün bir yerlerde bombalar patlıyor, bir şeyler oluyor. O kadar tahrike açık, gerilim içindeyiz ki… Fitili ateşleyebilirsin bir maçta, ondan sonra ayıkla pirincin taşını. Şimdi bunun önüne geçecek olan futbol federasyonunun kararlı tutumu. Ve de çok kısa zamanda. Öyle uzatarak, bilmem ne yaparak değil… Şu hafta içinde Gaziantep’te ve Antalya’da olan olayların cezaları açıklanmazsa biz Türkiye’de bu işin sonunu getiremeyiz. Sadece futbolla da kalmaz açık söylüyorum. Allah göstermesin…
![]() |
02/01/2009
töre:.. her kim onun evine girerse ona kimse dokunamaz. Tanrı misafiri sayılır.
TÖRE
1.NENE 2-KARA HASAN 3-HALA 4-ANA 5-KIZ 6-OĞUL 7-ZÜHRE 8.B.GELİN
9-K.GELİN 10-YEĞEN 11-DELİKANLI
k.hasan:al kadınım,al bacım,aç kapıyı oğul.dikkatli ol
oğul:tamam baba
k.hasan:ana
nene:buyur hasanım
k.hasan:yakubun kanlısı yine köye dönmüş.tez zamanda vurmalıyız onu
nene:ne zaman sona erecek bu kan davası hey oğul
k.hasan:toprak doyunca
nene:cana doymayan toprak kana doyar mı hey oğul
oğul:çıkabılırız baba
k.hasan:haydi gidelim.oğul eğer onu görürsen oracıkta bas kurşunu.yakubun öcünü almalıyız (kapı kapanır)
Zühre:niyedir bu kan davası nene
Nene:bir onlardan bir bizden yıllarır sürer.yeter artık desen kimse dinlemez
Zühre :böyle de gidecek midir?
k.gelin:evet gidecek…bak su yavruma şu yaşında öksüz kaldı.vurulmazsa eğer büyüyünce nasıl bakarız yüzüne…(silah sesleri)
k.gelin:vurdular vurdular iblisi,öcümüzü aldılar
nene:vay aman…işte bir ana daha taaa özünden yandı
(içeriye delikanlı girer)
delikanlı:kimse kıpırdamasın.burası kara hasanın evi değil mi?
Zühre:evet
Delikanlı:evde başka kimse var mı
Zühre:yook ne olacak
Delikanlı:bir su ver öyleyse bacım,içim yanıyor(suyu içer)
Nene:sen kimsin hey oğul
Zühre:silahı var nene
Delikanlı:ben mustafayım.sizin kan davalınız Mustafa
Nene:ne.eeee……aman yandımmm….dağda tuzak bayırda pusu kurma yetmedi mi? Şimdi de evimizi mi basıyorsun
Delikanlı:dur nene kızma hemen…tövbe..ben canımı kurtarmak için buradayım
Nene:ne demekmiş o.
Delikanlı:bir dadaşın evine girmek ne demektir bilirim.her kim onun evine girerse ona kimse dokunamaz.tanrı misafiri sayılır.
Nene:öyledir evet ..ama..
Delikanlı:ölüm korkusuyla yaşamaktan bıktım.sığınıyorum işte size.bağışlayın
Nene:ya bağışlamazsak
Delikanlı:elimden ne gelir.alın silahımı lütfen…
(delikanlı çok mahsun bir şekilde boynunu büker ve birkaç adım atar)
nene:dur oğul….gitme.ben de bir anayım..yüreğim ve törem buna dayanamaz.b
nene:bizimkiler hemen vurur seni.hepsi acılı onların
delikanlı:bıktım yaşamaktan al nene silahımı(nene alır silahı)(kapı vurulur)
Zühre :geliyorlar
nene:çabuk mustafayı öbür odaya götürün.gayrı tanrı misafiridir o.
k.gelin:ama nene o melun kocamı vurmuştu.
Nene:sus gelin sana bu saatten sonra sabır düşer
(Kapıya vurulur ve kapı açılır)
k.hasan:açın kapıyı biziz
k.gelin:ne olacak şimdi
nene:iş olacağına varır.sen dur kızım ben açayım
k.hasan:kapatın kapıyı,kaçtııı kaçtı hergele..bir yakalarsam onu..hemen oracıkta sıkacağım
oğul:ben vuracağım ben.alnının tam ortasından hemide
nene:hasanım sana bir şey diyeceğim…ama sakın hemen kızma ve şaşırma………….mustafa buradadır
k.hasan:ne…yanlış duymadım deyıl mı..senın dillerin ne söylüyor ana
nene:oğul artık töreye sığınmıştır.bizim töremize misafir töresine ..ona artık istesen de bir şey yapamazsın.canı bize emanettir
k.hasan:doğru mu der neneniz
k.gelin:doğru der
k.hasan:biliyordum kaçamayacağını güzel..(yürür silahını çıkarır)
nene:dur oğul yapma…….
k.hasan:niye durayım nene,bizden kim kaldı vurulmadık.dal gibi iki oğlum hep gözlerimin önüne geliyor
nene:dur oğul,silahsız bir insanı kıstırıp öldürmek yiğitlik değildir
ev ne demektir hasanım?bir evin kapısı kapandı mı ne bey buyruğu işler ne padişah yasası..sonra töremiz bize ne der düşün hele
k.hasan:doğru ..ama gelinler ne düşünür
b.gelin:kan durmalıdır derım ben yıllardır çile…çekiyoruz
Zühre:ben ölümü sevmiyorum..hayat çok daha güzel
Nene:her ev kendi töresince yaşar hey oğul.bağışla onu..beni odama götür gelinim.dedim diyecegimi.(yürümeye başlarken)
k.hasan:o cibiliyetsiz senin odanda mı kalacak nene
nene:ancak orada selamettedir.
k.hasan:kanlı katili evimizde sakladığımız duyulursa ne derler
nene:evin sırrını saklamak ta töredir hey oğul
k.hasan:peki ana sen kazandın.herkes çıksın sadece nene kalsın.onu da getirin buraya hemen
nene:sakın bir delılık etme oğul
k.hasan:aramızda dolaşacak yemeğimizi yiyecek…..gözlerine bakacaksın ama öldüremeyeceksin….ben böyle törenin………………
nene:sus oğul sus ve soğuk kanlı ol
k.hasan:bir gören oldu mu eve girdiğini
delikanlı:hayır olmadı
uzun süren sessizlik.k.hasan bir aşağı bir yukarı
k.hasan:töreye uyacağız….sakın kimselere görünme.seni ben değil töremiz affetti.sakın unutma bunu
delikanlı:unutmam ağam.
k.hasan:yakubumuzu ..canımızı..nasıl vurdun anlat bakalım
delikanlı:valla ağam..bu kan davasına bulaşmamak için İstanbul a gittimdi.orada bambaşka bir hayat var.eniştemlerin yanında keyfime göre yaşıyordum.derken bir haber geldi köyden anamdan.bacılardan
haberde ne kötü:avrat gibi İstanbullarda gezeceğine gelsin öcümüzü alsın demişler.eniştem hemen alıp beni köye getirdi.elime bir silah tutuşturdular.abin karşıma cıkınca ayagına sıkayım dedım ..tam benım sıktığımda abın kendını yere attı.ve oracıkta öldü.
O öldükten sonra cok ağladım valla ağam dedım kı kendı ellerımle gençliğimi yaktım dedım.ama benim ağlamam yetmiyormuş daha işin başındaymışım…sizinde beni vurmanız gerekıyormuş.nihayet bu işten bıktım ve sizin eve sıgındım.işte hepsi bu
k.hasan:götürün bunu yerine
(10 gün sonra)
Zühre:nene,nene
Nene:buyur kınalı kuzum
Zühre:ne yaptım biliyor musun?
Nene: ne yaptın kızım
Zühre:Mustafa ya süt verdim içti.ateşi de düşmüş
Nene:nasıl anladın
Zühre:10 günden beri kimi görse anası sanıyordu,bugun benı tanıdı,merhaba Zühre kardeş dedi
Nene:çok ıyı aman ıyı olsun kızım
Zühre:ya sana bir şey diyeyim mi nene
Nene:de kınalı kuzum
Zühre:onun adam vurduğuna inanmıyorum ben,çünkü o cok duygusal ve narin birine benziyor
Nene:bilmem kı kızım bana da oyle gıbı geldi
Zühre:şimdi ben bu oğlancığı kolundan tutup çeke çeke getirsem,ne olur?
Nene:bir şey olmaz
Zühre:nenem benim(öper nenesini….delikanlıyı getirir)
Nene:nasılsın oğul,otut bakalım
Delikanlı:ıyıyım nene sağol,bu kuş ötmez mi hiç
Nene:bir türkü dinlemedi ki hey oğul,hep agıt dinledi,nasıl şakısın
Zühre:ne güzel dedin nene
Delikanlı:adı nedır bunun
Zühre:pırpır
Delıkanlı:ötsün ıstermsınız?
Zühre:istemez olur muyum ama nasıl becereceksın bunu?
Delikanlı:cok kolay(ıslık çalar…kuş ötmeye başlar)
Zuhre:nene nene pırpır ötuyor,,,kuş oldugunu hatırladı görüyor musun? Pırpır türkü söylüyor,pırpır sevınç ıcınde
Nene:ne güzel kızım ne guzel,sen de benım kuşumsun aynı bu kuş gıbı,sen de gençiliğini yaşayamadın
Delikanlı:istersenız sıze istanbulu u anlatayım
Zühre:niye
Delikanlı:eğlenirsin biraz bır dınle de gor
Zuhre:hele anlat bakalım
Delıknalı:İstanbul…bır başka hayat var oarada,medenıyet var,,insanlar bır nehirden akıyor gıbı…dıyelım kı ramazan…offf offf cocukalr gençler yaşlılar,,renklı fenerler oyunlar resimler
Zuhre:ya nene duyuyormusun duyuyorsun degıl mı
Delikanlı:semaı kahvelerı ,orada oynanana karagoz oyunu,,tahır ile Zühre oyunu.allı pullu gelinler sonra bır şarkı( evreşe yolları dar…)
(kapı sesi)
nene:kapı çalınıyor
delikanlı:anaaaam gelinler geldi.şimdi beni döverler. (delikanlı hemen kaçar)
D.gelin:acın bızız
zuhre:ne güzel eğlenıyorduk nene (kapı acılır,buyuk gelin,k.gelin,yegen,ana girer.delikanlı kaçar)
D.gelin:Zühre kapıyı kapasana kızım .biri şarkı mı söylüyordu kızım
nene:evet
d.gelin:kimdi o pekı..
nene:Mustafa
d.gelin:yetti artık…o da cok oluyor o yılanı hoş tutmak bıze haksızlık degıl mı ana
d.gelin:o bizden bırını vurdu nene sen mı ıstedın sarkı soylemesını
nene:hey a ben ıstedım ölüm sessizliği var evde yıllardır.sonra yıllar boyu cektiklerimiz…zühree..
zuhre:buyur nene
çagır oğlanıcıgı da bıraz eglenelim
(zuhre delıkanlıyı almaya gıder)
nene:k.gelin
k.gelin:buyur nene
nene:kızım gelınım,zuhre bu delıkanlıyı, Mustafa yı sevıyor gıbı bir de sen yoklasana onu
k.gelin:tamam nene nasıl olur ama olacak sey degıl
zuhre:geliyoruz(içeriye gırerler)
d.gelin:yettı artık bu rezillik (masadan sılahı alır) çekıl onumden zuhre vuracagım onu töreyi bazacagım
zuhre:hayır abla hayır sakın vurma onu
nene:kızlar durun sakın olun
zuhre:abla abla ben mustafayı sevıyorum( herkeste bır şaşkınlık)dıyıverdım işte illede vuracaksan benı vur
d.gelin
eli titremeye başlar) yapamıyorum
(kapı çalınır)
nene:kızım koy o sılahı yerıne..hadı herkes ışine gücüne (herkes toparlanır)
k.hasan:acın kapıyı bızız.
Nene:açıyoruz hasanım.
k.hasan:bir şey vardı ne oldu şaşkınsınız
nene:ne olacak ogul bir şey yok hoş geldiniz
ana:karnınız acmı yemek hazırlayayım
k.hasan:telaşın ne daha erken,o kahrolası Mustafa ne yapıyor nerede şimdi
Zühre:ıyı dede ıyı oldu ateşi de düştü
k.hasan:ne dıyorsun sen odasına mı gırdın onun sen?
Zuhre:hayır dede hayır ben oyle tahmın etmiştim
k.hasan:ıyı ıyı kimse girmesın sakın onun odasına,bir gün elbet çıkacak bu evden o..o günü sabırsızlıkla bekliyorum..hele bır çıksın anında yere serecegım.töreye sığındı.
nene:hasanım,,sakın ol..bız hep kendimizi kinle nefretle intikamla buyuttuk ..yeter artık..bu kadar yeter..artık sevgıyle büyütelım kendımızı ..cunku bunca zamandır zaten huzurumuz yok
Nene:gün ışıdı değil mi?
K Gelin:ışıdı ya.
Nene:Zühre kalkmadı mı daha?
K Gelin:uyandı da kalkmıyor
Nene:hasta mıdır?
K Gelin:yooo…ölürüm de aşağı inmem diyor.akşam da ağzına bir şey koymadı,bütün gece ağladı
Nene:vah vah yazıktır ve zordur onun işi.ama sevmiştir bir kere ne yapalım.sevgi her şeyden üstündür.
K Gelin:nene nene zühreye açık değildir sevgi.üstelik bir de kanlımızı sevmeye hiç hakkı yoktur.
Nene:bilirim bilirim bilmem mi hiç.ama rüzgar eken fırtına biçer gelinim.sen sevgiyi bilmez misin hiç..ona ne dağlar ne ne ırmaklar dayanır.
K Gelin:hayır nene hayır,ona bizim kanlımıza baktıkça kocamın ölüsü geliyor aklıma
Nene:gelinim sen sevdiğin için yiğidin için kendini sebil etmedin mi,saçını süpürge etmedin mi,işte Zühre de kendini sebil edecek.
K Gelin:dedem he der mi bu işe
Nene:demez
K Gelin:diğer kayınlarım he der mi bu işe
Nene:demez ama..iş bizde biter kızım..biz he dedik mi işler yün yumağı gibi açılır gider yeter ki sen bana destek ol bana he de
K Gelin:sen bilirsin nene…ne diyeyim
Nene:gel güzel gelinim,bu bir karanlıktır bu bir kör kuyudur.kan davamız da ancak bu şekilde biter tatlıya bağlanır.gel he de bu cehalete bu rezilliğe bir taş atalım.bak belkı de bu taş attığımın kuyunun kenarından gelincikler çıkıverir.
K Gelin:((bir süre durduktan sonra) peki nene..doğrudur söylediklerin he diyorum sana.
Nene:sağol gelinim sağol..
…………………………………………………………………………………………………..
(kapı açılır kara hasan ve oğul içeriye girer)
K.hasan:gelin bizi yalnız bırak
K Gelin:baş üstüne ağam(dışarıya çıkar)
k.hasan:ana
nene:buyur hasanım
k.hasan:anlaşılan köyü kulağına kar suyu kaçmış.muhtar dün ağzımı yokladı.o kan davalınız size mı size sığınmış doğru mudur?dedi
nene:sen ne dedin
k.hasan:hayır diyemedim,evet de diyemedim
nene:töremize sığınanı başkasına teslim etmek var mı oğul?
k.hasan:yoktur bilirim yoktur.biz tarlaya gittiğimizde muhtar gelip de evi yoklamaya çalışırsa sakın ha açmayın kapıyı nene
Nene:sen merak etme oğul gözün arkanda kalmasın.
k.hasan:peki ana haydi gidelim oğul,aç kapıyı
oğul:içim kaynıyor baba vurayım öldüreyim yere sereyim onu
k.hasan:yürü ogul yürü daha yapacak işlerimiz var.(dışarıya çıkarlar)
K.gelin:nene Zühre ile Mustafa’ severler birbirlerini, şaşmış kalmışımdır ben bu işe nene,ne yapacağız
Nene:ben de gelin ben de
k.gelin:Mustafa kaçsa kurtulsa bizim evden. Biz de kurtulsak bu dertten kurtulsak o da.
Nene:doğru söylersin kızım ama….haydi sen git şimdi diğer gelinime anlat de ki ona:nenem böyle düşünür de.senden de yardım istiyor de.sevene yılan bile dokunmaz de.oyun bozanlık etmesin.ben bu işi çekip çevirim he derse. Kin evi düğün evi olsun kızım
k.gelin:peki nene peki. anlatırım derim ama zor olacak bu iş.
Nene:madem zor olacak bu iş sen onu yanıma çağır da birlikte konuşalım
k.gelin:peki nene (kapı kapanır ve bir süre sonra diğer gelinle içeri girerler)
nene:gelin bakalım kızlarım oturun şuraya
d.gelin:buyur nene bir şey mi istedin benden
nene:hayır kızım hayır,
seni bir gün olsun kendim için rahatsız ettim mi ?
d.gelin:hayır etmedin nene
nene:para mal mülk istedim mi senden?
d.gelin:hayır nene
nene:halimden şikayetçi olup da başına çıktım mı senın
d.gelin:hayır nene,hayır bana sen öz annem gibi davrandın hep
nene:kurban olayım şimdi canım dardadır,yüzümü kara çıkarma gel he de bu işe.biz bu hayatta gülmedik bari onlar gülsünler
(bir süre sessizlik olur,d.gelin boynunu büker ve sonra başını kaldırıp)
d.gelin:peki nene sen kazandın.
(tam sevinçle birbirlerine sarılmaya başlarken bir anda telaşla Zühre girer.zühre çok heyecanlı ve üzgündür)
Zühre:nene nene(ağlamaklı bir sesle) Mustafa kaçmış
Nene:nerden nasıl niye zührem
Zühre:nene beni sevdiğini çok sevdiğini söyledi.artık dayanamadığını benı senden ve dedemden Allahın emri isteyeceğini söyledi.ben cok kızdım olmaz dedim
Nene:ee..sonra
Zühre:olmazsa ben de kendimi alır dağlara vururum,bir daha insan içine çıkmam dedi,
k.gelin: Zühre… doğru söylemiş onunki de yaşamak değildi ki burada. hem senı seviyor hem de hiç ulaşamayacağını bildiği halde.
Zühre:ben ne yaparım şimdi(ağlayarak nenenin boynuna sarılır) Mustafa aldı başını gitti.
TÖRE
SON
NENE: (bastonunu yere vurur) ben sıkıldım gelin,ikiniz de gelin.çabuk gelin bunaldım artık.tepemde kara bulutlar dolanmaktadır.beni yalnız bırakmayın bugün
k.gelin:peki nene peki (sarılır)
nene:her bir şeyi oya gibi ince ince düşünmüştüm,tam işler yoluna girdi derken.hey deli oğlan kaçmakla her şeyi berbat etti
b.gelin:hey a doğru dersin nene,bir çuval inciri..
nene:Zühre ne yapıyor kızım,ne eder şimdi odasında mıdır?
k.gelin:çıtı çıkmıyor nene,kapısını da kilitlemiştir.
Nene:bir çare bulmalı da indirmeli aşağı
b.gelin:izin varsa ben alıp geleyim
nene:etme b.gelin Zühre zaten sana kırgındır inmez
b.gelin:biliyorum biliyorum ama işte bu yüzden aşağı indirmek bana düşer gönlünü almak hoş tutmak..çünkü ona en sert davranan bendim bu konuda fakat şimdi daha iyi anlıyorum.kanı kan ile yumazlar deel mi nene
nene:afferim kızım ne güzel düşünmüşsün al da gel hadi(b.gelin dışarı çıkar)
k.gelin:bu hınzır oğlan kaçmasa iyiydi ama…bizi de ne çok eğlendirirdi istanbulu anlatırdı taklitler yapardı,yıllardıt ötmeyen kuş bile ötmeye başladıydı
nene:hey a hepimizi kuru ot gibi yaktı,gitti
(kapıya vurulur,Mustafa nın sesi işitilir)
delikanlı:nene,bacılar Zühre açın kapıyı açın çabuk ben geldim
nene:Mustafa sen misin
delikanlı:he ya benim (içeri girer)
k.gelin:(sevinç içerisindedir)Zühre Zühre,ben hemen müjdemi vereyim(dışarıya çıkar)
nene:ne ettin sabahtan beri oğul
delikanlı:ne edeceğim,deli dana gibi dolanıp durdum.Baktım başka çıkarı yoktur,döndüm geldim.
Nene:iyi yaptın oğul iyi yaptın,biz de bir daha dönmeyeceksin sandıydık oğul
(Zühre koşarak içeriye girer,sevinç içerisinde)
Zühre:Mustafa Mustafam demek geldin ha(sarılır)
Delikanlı:geldim tabi ki,sensiz ben ne ederim zührem.
Nene:sevindi yavrucaklar,
Delikanlı:nene ben artık dayanamayacağım akşam olsun isteyeceğim onu kara hasandan,sizden
Nene:dur hele oğul,bir nefes alalım düşünelim,bizden canımızı istemektesin
k.gelin:dedem sana vermez zühreyi,bence sen bunu aklından çıkar
delikanlı:essah mı dersin
b.gelin:vermek istese bile,gönlü razı gelse bile al senindir Zühre diyemez,çünkü o erkektir,hem de gururuna yediremez bunu
nene:o zaman tek çare kaldı çacuklarım,Mustafa zühreyi bu akşam kaçıracak
hep beraber:(şaşkınlık içerisinde)neeeee…
(kapı çalınır,kara hasan tek başına)
k.hasan:açın kapıyı gelinler açın benim
nene:Zühre sen hemen Mustafa yı diğer odaya götür
Zühre:tamam nene,çabuk Mustafa
(k.hasan içeri girer)
k.hasan:gelinim hele bir su ver ciğerim yanmaktadır
nene.hoş geldin hasanım,oğul nerededir
k.hasan:harman yerinde bıraktıydım ama aklım onda kalmıştır.nerdeyse beni bile vuracak.kolay değil küçüklükten beri eline verdim silahı,vur bu çolakgiller,vur aslanım vur benim yagızım
nene:içini serin tut ogul,inşallah bir şeycikler olmaz
k.hasan:kolay mıdır ana,heç yoktan bir de bu iş çıktı başımıza.Kapana kısılmış kedilere döndüm.gitse de kurtulsak bu baş belasından.vursam desem vurulmaz afetim desem gene çıkılmaz bu işten
nene:herşey olacağına varır hasanım
k.hasan:benim biraz uykum var ana yatacağım,haydi görüşürüz
nene:yat hasanım,k gelin dedene yardım et(dışarı çıkarlar)
b.gelin:nene,dedem gerçekten bir çıkmazda ne yapacağız,Zühre ile Mustafa kaçacaklar mı ciddi miydin sen dediklerinde
nene:he ya,başka türlü nasıl derdi deden,açık açık diyemezdi ya kaçsınlar diye.hem biz de kurtuluruz bu dertten hasanım da kurtulur
b.gelin:peki nasıl olacak bu iş
nene:hemen çağır onları yanıma
(içeri girerler)
nene:bu geceden tezi yok hemen kaçacaksınız Mustafa,zührem
delikanlı:nasıl olacak bu nene
k.gelin:ayy bir şey olursa.ben korkmaya başladım
nene:hiçbir şey olmaz tek çıkış yolumuz budur,evlenip çocuklarınız oldu dönersiniz buraya.arada gül gibi bir bebeğiniz oldu mu herkesin yüreği yumşar belki,bu kör olası kan davamızda eziyetimizde mutsuzluğumuz da biter.
b.gelin:nasıl kaçacaklar nene akşam oldu dedem kalkmak üzeredir
nene:oğul önce sen çıkacaksın,söğütlüğün oraya vardın mı bir köşeye saklan ve bekle tamam mı,arkandan Zühre gelecek.zühre önce Allaha sonra sana emanet oğul
delikanlı:merak etmem nene,ver elini öpeyim nenem.tez gel emi zührem beni kurda kuşa yem etme(çıkar)
nene:çabuk b.gelin k.gelin zühreyi hazırlayın tülbentini bohçasını hazırlayın
(b.gelin bohçasını hazırlamaya koyulur,k.gelin zühreyi sarıp sarmalamaya tülbentleri zührenin kafasına bağlamaya çalışır )
nene:çabuk olun çabuk.bu son umudumuz bizim
………………..silah sesi…..iki el üst üste…………………………..
oğul: baba vurdum vurdum onu ,dışarıda vurdum.töreyi bozmadım.dışarıdaydı soysuz.söğütlüğe kaçıyordu alnından vurdum.
(oğul bunları söyler ve dışarıya hoplaya zıplaya çıkar….)
(herkes diz çöker.yıkılır.büyük üzüntü ve şaşkınlık,Zühre bağırarak ağlamaya başlar)
ve bir acılı türkü başlar,perde kapanır)
TURGUT ÖZAKMAN
NOT:ESER KISALTILIP SADELEŞTİRİLMİŞTİR.
